25 Nisan 2013 Perşembe

SırÇalan-Jill Hathaway

İsmindeki illüzyona kapılıp almıştım. Sonuç tam bir hayal kırıklığı oldu açıkçası. Bundan çok daha iyi senaryoları yıllarca Yeşilçam'da izledik de millet olarak burun kıvırdık, alay ettik:)

SırÇalan-Jill Hathaway

SırÇalan (Çaktırmadan Türkçe'ye yeni bir bileşik kelime kazandırma çabası da mevcut!), lise öğrencisi Sylvia'nın doğaüstü gücünü ve buna bağlı olarak başından geçen olayları anlatıyor. Annesini küçük yaşta kanserden kaybeden Sylvia, doktor olan babası ve kız kardeşi ile beraber yaşıyor. Sylvia, başka insanlara ait eşyalara dokunduğu zaman, o insanların bedenine geçiş yapabilme gibi bir yeteneğe sahip. Öyle ki, eşyalara dokunduğu anda bayılıyor ve kendine gelene kadar o insanın bedeninde, o insanla birlikte yaşamaya devam ediyor. Aynı zamanda narkolepsi hastası olan Sylvia'nın bu sırrını kimse bilmiyor.

Bir gün bir bileklik vasıtasıyla yaptığı bir geçiş neticesinde, intihar ettiği düşünülen okul arkadaşı Sophie'nin aslında öldürüldüğünü öğreniyor. Bu cinayeti başka bir öğrenci cinayeti izliyor. Bunun üzerine Sylvia cinayetleri kimin işlediğini bulmak için korktuğu yeteneğinden faydalanmaya karar veriyor. İşte bundan sonrası ver elini Yeşilçam. Babasının geçmişteki yasak ilişkisi, bu ilişkiyi yaşadığı kadının Sylvia'nın sevgilisinin annesi çıkması ve daha bir sürü klişe. Olaylar ve diyaloglar birbirinin tekrarı çoğu yerde. Mesela kızın babası sürekli telefon açıp "üzgünüm kızım, şu öldü, üzgünüm kızım bu öldü" diye haber veriyor. Kız sonlara doğru "şuna da geçiş yapayım buna da geçiş yapayım" deyip işi otomatiğe bağlıyor falan. Kitabın sonu ise aceleye gelmiş, son derece baştan savma yazılmış. Kitabın bitimine daha var derken bir baktım ki son 25-30 sayfada da başka bir kitap tanıtılmış. Uzun lafın kısası; hiç tavsiye etmiyorum. Paranıza da yazık, vaktinize de. Bu kitap yerine açın, güzel bir Türk Filmi izleyin daha iyi bence.

22 Nisan 2013 Pazartesi

Genetik Miras Asla Paşinizi Bırakmaz-William Landay

Kendisi de eski bir bölge savcısı olan William Landay; "En İyi Suç Kitabı" ve "En İyi İlk Suç Romanı"  ödüllerine layık görülen eserlerinden sonra,  Genetik Miras Asla Peşinizi Bırakmaz'da iyi iş çıkarmış.

Genetik Miras-William Landay

Kitapta geçen tüm olaylar başkahraman Andy'nin  tanık sıfatıyla ifade verdiği tutanaklar üzerinden anlatılıyor. Özellikle belirtmeliyim ki, son derece durağan, sabit bir durumu anlatır gibi gözükmesine rağmen, olayların ele alınış biçimi, örgüsü, ailenin verdiği sınavlar ve yaşanan zorluklar son derece sürükleyici. Elimden bırakamadım dersem abartmış olmam sanırım.

Defending Jacob-William Landay

Bölge başsavcı yardımcısı Andy, işinde son derece iyidir, hatta en iyisidir. Eşi Laurie ve 14 yaşındaki oğlu Jacob'la mutlu bir hayat sürmektedir. Bir gün Jacob'un okulundan bir öğrenci ormanlık alanda ölü olarak bulunur. Çocuk göğsünden bıçaklanmıştır. Yüksek öncelikli bu davaya bölgeden sorumlu Andy atanır ve vakit geçirmeksizin bu işi kimin yaptığını araştırmaya başlar. Ellerindeki tek makul şüpheli daha önce çocuk tacizinden içeri giren Path adında bir sabıkalıdır. Andy Path'in suçlu olduğuna inanmaktadır. Ancak ani bir kararla görevden alındığını öğrenir. Başka kollardan devam eden araştırmalara göre, oğlu Jacob bir numaralı şüpheli durumundadır ve bu nedenle Andy'nin dosyadaki görevine devam etmesi imkansızdır. 

Andy oğlunun masumiyetinden şüphe etmezken, Laurie'nin bu konuda bazı çekinceleri vardır. Jacob'un 3-4 yaşlarında iken agresif ve diğer çocuklara zarar veren yapıda olması, büyüdükçe yaşıtlarından uzak ve içe kapanık bir birey haline gelmesi Laurie'yi düşündürmektedir.

Jacob'un tutuklanması aileyi yıkar ve bu zor günler yaşanırken Andy, Laurie'ye geçmişindeki büyük bir sırrı açıklar. Andy'nin babası ve dedesi eli kanlı katillerdir ve Andy hapiste olan babası ile çocukluğundan beri görüşmemektedir. Buna karşılık Laurie'nin tepkisi son derece sert olur. İhanete uğramıştır ve artık Andy'ye bakışı asla eskisi gibi olmayacaktır. Avukatlar, psikologlar, doktorlarla geçen günler neticesinde, korkulan soru sorulur: Suç geni, nesilden nesile DNA yolu ile aktarılan bir özellik midir? Suç işleyen insanın çocuğu ya da torunu da eninde sonunda bu gene itaat edecek midir?

Ailesinden daima utanan Andy, şimdi oğlunun işlemiş olabileceği bir suçtan ötürü, sırf kendi babası katil olduğu için zan altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Artık aileyi hem maddi hem de manevi açıdan zor günler beklemektedir. Jacob kefaletle serbest bırakılır, ancak okula gitmemektedir. Andy işinden ayrılmıştır ve aile giderlerini kısarak yaşamaya çalışmaktadır. Laurie ise inanılmayacak kadar hızlı bir şekilde yaşlanmış, zayıflamış ve çökmüştür. Tüm arkadaşları aileden elini eteğini çekmiş, çevrelerinde selam verecekleri tek bir insan kalmamıştır.

Artık her şey bitti diye düşündükleri sırada bir mucize gerçekleşir. Andy'nin baştan beri şüphelendiği Path, suçunu itiraf ederek kendini asar. Dava düşer, Jacob özgürlüğüne kavuşur. Ailenin normal hayata alışması biraz zaman alsa da mutluluğu tekrar yakalarlar ve eskisi gibi olmak adına Jacob'un masumiyetini güzel bir tatille taçlandırmak isterler. Ancak muhteşem başlayan tatil, tatsız bir olayla sonlanacak, evlerine dönen aile çok acı bir olayla parçalanacaktır.

Bir hukukçu olarak, yazar tarafından da yerden yere vurulan saçma jüri ve amerikan hukuk sisteminin detaylarını öğrenmek güzeldi. Her romanda büyük bir umutla beklediğim ters köşeye yatırma, bu kitapta 2-3 kez yapılmıştı ve neticede kitap bu ters köşelerin hangisinde bitirilirse bitirilsin sağlam ve güzel bir sona sahip olacaktı. Bu nedenle tam sonuna geldik, hikaye bitti derken yeniden başlıyor hissine kapıldım. En büyük şaşkınlığı ise, kitabın başından sonuna kadar tanık sıfatıyla ifade veren Andy'nin, aslında romanın konusunu oluşturan cinayetten bambaşka bir sebep için orada bulunduğunu öğrendiğim an yaşadım. Güzel bir hikaye okumak istiyorum derseniz, Genetik Miras'ı şiddetle tavsiye ederim. Bana inanın, kitabın etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız.

18 Nisan 2013 Perşembe

Ben Ölmeden Önce-Michael Palmer

Micheal Palmer'in Beşinci Tüp ve Ölümcül isimli kitaplarını okumuştum. Ben Ölmeden Önce de yine aynı çizgide. Yüksek dozlu tıbbi gerilim, ilaçlar, serumlar, hastalar, hastaneler ve elbette yasa dışı işler ve gizli oyunlar Micheal Palmer'in olmazsa olmazları. Tabii bunda kendisinin de bir hekim olmasının katkısı büyük.

Ben Ölmeden Önce-Michael Palmer

Yunan asıllı başarılı bir doktor olan Petros Sperelakis'in beş çocuğundan dördü doktordur ve hepsi de alanlarında son derece başarılıdır. Doktor olmayan tek çocuğu Dimitri, asperger sendromlu ve bilgisayarlar konusunda uzman bir dahidir. En küçük kızı Thea da asperger sendromuyla uzun yıllar  savaşmış, aldığı destek sayesinde gündelik hayata uyum sağlamayı başarmıştır. Yıllar önce Sınır Tanımayan Doktorlar grubuna dahil olarak Kongo'ya giden Thea, Sperelakis Teşhis Enstitüsü'nde çalışan diğer kardeşlerinin aksine babasının adından ve sağlayacağı imkanlardan vazgeçmiştir. Dimitri ve Thea, diğer insanların fark edemediği detayları hemen yakalama ve yıllar önce okudukları kitaplardaki bilgileri sayfa numaralarına kadar hatırlama gibi becerilere sahiptirler.

Petros Sperelakis, geçirdiği bir trafik kazası neticesinde komaya girer. Petros'a çarpan araç kaçmış ve geride hiç bir iz bırakmamıştır. Haberi alan Thea, uzun bir yolculuğun ardından Boston'a ulaşır. Thea'nın geçmişte yaptığı tercihler babasını üzmüş ve aralarının bozulmasına sebep olmuştur. Babasına onu ne kadar sevdiğini bir kez daha söyleyemeyeceğini düşünen Thea, koma halindeki babasının kendisine göz kırpması ile şoka girer. Günler geçtikçe Thea, Petros'un locked-in sendromuna yakalandığını anlar ve babasının yalnız kendisiyle baş başa iken iletişim kurduğunu fark eder. Ancak Thea, heyecan verici bu gelişmeyi tüm kardeşleri ve hastane personeliyle paylaşmış ve babasına çarpan kişiler de dahil tüm düşmanlarını uyandırmıştır. Babasının ipucu olarak verdiği kelimenin peşine düşen Thea, yaptığı araştırmalar neticesinde inanması zor gerçeklere ulaşır. Babasının yaşaması hastane çalışanlarından pek çok kişiyi rahatsız etmekte, farklı sebeplerle kardeşleri bile Petros'un fişinin çekilmesini istemektedir.

Babası için mücadeleden vazgeçmeyen Thea, aldığı tehditler neticesinde ölümle burun buruna gelir. Petros'un düşmanları artık Thea'nın da düşmanıdır ve Thea'nın güvenebileceği yalnız iki kişi vardır. Hastanenin güvenlik görevlisi ve aynı zamanda sevgilisi Dan ve kardeşi Dimitri.

Ben Ölmeden Önce, çabuk okunan, sürükleyici bir kitap. Özellikle seçilen konu bakımından son derece enteresan. Locked-in sendromu, adı üzerinde, felç geçiren hastanın tüm bilinci açık bir halde kendi vücudu içerisinde kilitli kaldığı ve yalnızca gözlerini kırpabildiği feci bir hastalık. Tess Gerritsen tarzı gerilimden hoşlanıyorsanız, okumanızı tavsiye ederim.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Benim Çılgın Ailem-Elizabeth Kelly

Açıkçası bu kitabın isminden ve kapak resminden etkilenerek satın aldım. Benim Çılgın Ailem, bana bol esprili, eğlenceli ve deli-dolu bir aileyi çağrıştırmıştı. Kitabın arka kapağında "insanı kahkahaya boğacak kadar" şeklinde bir tanımlama yapılmış ama okudukça yanıldığımı anladım.

Benim Çılgın Ailem-Elizabeth Kelly

Benim Çılgın Ailem'de olaylar evin büyük oğlu Collie Flanagan'ın ağzından anlatılıyor. Hayatı umursamayan, okuldan nefret eden ve gittiği her okuldan atılan, buna rağmen ailenin ve özellikle annenin göz bebeği küçük kardeş Bingo, su yerine içki tüketen, ayık olduğu zamanların sayılı olduğu, hiç bir işe yaramayan baba Charlie, küçük oğluna tapan, büyük oğlundan ölesiye nefret eden, öz babasına düşman ama babasının zenginliğinden sonuna kadar yararlanan anne Anais, baba Charlie'nin ağabeyi, evin aşçısı, güvercin sever ayyaş Tom amca, zengin, seviyeli, ciddi, büyük torununu çok seven ancak belli etmeyen, kendisi kadar zengin olmayan kimseye değer vermeyen, Anais'in babası, büyük baba Peregrine Lowell ve Flanagan ailesinin sayısı belli olmayan köpekleri, kitabın baş kahramanları.

Kitapta ilk olarak Bingo'nun her şeyi nasıl mahvettiği, Collie'nin onun arkasını nasıl topladığı, buna rağmen Bingo'nun büyük baba hariç herkes tarafından nasıl göklere çıkarılıp, masum olmasına rağmen Collie'nin aile üyelerince nasıl yerin dibine sokulduğu anlatılıyor. Collie'nin okullardaki başarısı, kazandığı burslar göz ardı edilirken, Bingo'nun yaptığı taşkınlıklar ailenin neredeyse gurur kaynağı oluyor. Malikanesinde bu kargaşadan uzak yaşayan büyük baba ise kendisini, ileride yerini almasını umduğu Collie'nin eğitimine adıyor.

Kitabın kilit noktası diyebileceğimiz olay; Bingo'nun söz dinlemeyen dikbaşlılığı neticesinde girdikleri bir mağarada kayalıklardan düşmesi ve kendisiyle birlikte ardından atlayan iki arkadaşının da hayatını kaybetmesi. Buna karşılık mantığının sesini dinleyerek suya atlamayan ve bu sayede hayatta kalan Collie'nin ise, yaşamı boyunca bu yükü taşımak zorunda kalması. 

Beş para etmez anne Anais, ölenin Collie değil de Bingo olduğunu öğrenince Collie'nin suratına sağlam bir yumruk atarak çenesini dağıtıyor, hemen ardından ise kalp krizi geçirerek ölüyor. Bunun ardından Collie'nin hayatı; sürekli af dilediği Bingo'nun hayaletiyle savaşma, alkolden başını alamayan baba ve amcasının nakit ihtiyaçlarını karşılama, büyük babasına yaranma ve erkek olma arayışı içerisinde geçiyor. Dede parasıyla sapıttığı da oluyor, El Salvador'da sersefil kaldığı da.

Kitaptan çok hoşlanmadım. Laf kalabalığı fazlasıyla sıkıcı. Okuyucuyu şaşırtması öngörülen olaylar sıradanlaştırılarak anlatıldığından dümdüz, Konya Ovası gibi bir anlatıma sahip. Karakterlerin hepsi, büyük baba hariç sopalık. Anne-baba ve amca bir işe yaramaz, Bingo serserinin teki, Collie zaten sümsüğün önde gideni. Bir tek büyük baba düzgün, o da kötünün iyisi. Ama şunu belirtmeliyim; tanıtımıyla bu denli zıt bir kitaba daha önce hiç rastlamamıştım. Yanılgıya düştüğüm için hayal kırıklığına uğradım, belki arka kapağı okumasam daha iyi olacaktı.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...