Markus Zusak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Markus Zusak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2015 Çarşamba

İt Dalaşı-Markus-Zusak

Markus Zusak'ın Kitap Hırsızı'nı okumayan var mı? Sevdiğim kitaplar listesinde üst sıralarda yer alır kendisi. Yazarın anlatımı, sade ama vurucu cümleleri sanırım sevme nedenim. Bazen iyi bir köşe yazısı okuduğum hissine kapılıyorum hatta. Bu nedenle de Hiç Kimse Sıradan Değildir'i alırken, seveceğimden emindim. İt Dalaşı ise aslında bir üçlemenin ikinci kitabıymış ama ben bunu kitabı aldıktan sonra fark ettim:)

İt Dalaşı-Markus-Zusak
İt Dalaşı, hayatta bir şey olabilmek için mücadele eden Wolfe kardeşlerin hikayesini anlatırken, geri planda ise her biri farklı bir yaşam kavgası veren aile fertlerinden kesitler sunuyor. Bir tesadüf üzerine kendilerine gelen teklifi değerlendiren kardeşler, arka bahçede amatör olarak sürdürdükleri boks antrenmanlarını ringe taşıyorlar ve bu sayede hem cep harçlıklarını kazanmak hem de kendilerini ispat etmek için bir fırsat çıkıyor karşılarına. Ancak yapacakları son maçın birbirlerine karşı olması, ağabey-kardeş ilişkisinde yeni bir döneme girmelerine neden oluyor. Acaba kazanan kim olacak?

Başta da dediğim gibi çok basit cümlelerle çok derin duyguları anlatabiliyor Markus Zusak. Keyifliydi, tavsiye ederim.

3 Ağustos 2014 Pazar

Hiç Kimse Sıradan Değildir-Markus Zusak

Markus Zusak, Kitap Hırsızı'nda beni derinden etkilemişti. Hiç Kimse Sıradan Değildir'de yine son derece ilginç ve etkileyici bir hikaye anlatıyor.

Hiç Kimse Sıradan Değildir-Markus Zusak

Ed, babasını küçükken kaybetmiş, bir baltaya sap olamayacağını anlayınca taksi şoförlüğüne başlamış sıradan bir gençtir. En yakın dostu köpeği Kapıcı'dır. Arkadaş gurubundan Audrey'e platonik olarak aşıktır. Tek eğlencesi ise arkadaşlarıyla iskambil oynamaktır.

Ed'in gayesiz hayatı, şahit olduğu bir banka soygunu sırasında yakaladığı soyguncuyu polise teslim etmesinden sonra değişir. Ed, bir gün posta kutusunda bir iskambil kartı bulur. Kartta sırayla yazılmış üç adres vardır. Merakına yenik düşen Ed, adresleri ziyaret etmeye karar verir. Gittiği her adreste farklı insanlar, bu insanlara ait farklı hikayeler bulur. Ed, hayatta ilk kez bir amacı olduğunu hisseder ve meçhulden gelen bu gizemli görevlendirmeyi kabul ederek hiç tanımadığı insanların karşılaştıkları sorunları çözmeye karar verir. Ancak sorunları çözmek için Ed'in elinde hiçbir ipucu yoktur. İzleyecek, bekleyecek, anlayacak ve yardım edecektir. Yani Ed, herşeyi zekasıyla halletmek zorundadır.

Ed'in posta kutusu, her defasında farklı bir karta ev sahipliği yaparken sıradan hayatı anlam kazanacak, dünyaya bakışını kökünden değiştirecek, onu bambaşka bir insana dönüştürecektir.

Roman, sade dili ve anlatımıyla su gibi akıp gidiyor. Konu ilginç, okurken eğlendirmesi ve finaldeki sürpriz de cabası. Markus Zusak'ta boş yok, hedefi yine vurmuş bence. Keyifli okumalar.

21 Mart 2013 Perşembe

Kitap Hırsızı- Markus Zusak

Piyanist filmini ilk izlediğimde ne hissettiysem, Kitap Hırsızı'nda da aynı şeyleri hissettim. Uzun zamandır bu kadar doyurucu, bu kadar farklı bir kitap okumamıştım açıkçası. Bir kere anlatım şekli çok farklı, zira tüm hikaye ölümün/azrailin ağzından anlatılmış. Bir de okuyucuyu yerine zımbalayacak olaylar küt diye bırakılıvermiş, hemen ardından yumuşacık cümleler serpilmiş sayfalara. Bu da kitabın sonuna kadar boğazınızda bir yumru, gözlerinizde nem demek:) Bu kitap bence okullarda ders olarak okutulmalı, okumayı sevmeyen çocuklara ilaç niyetine verilmeli.

Kitap Hırsızı bugüne dek pek çok farklı kapakla basılmış.

Bizdeki son hali ise şöyle:
Kitap-Hırsızı-Mark-Zusak

Kitap Hırsızı; 2. Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyasında yaşayan küçük Liesel'in, tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmediği okuma aşkını anlatıyor. 

Liesel ve 6 yaşındaki erkek kardeşi, anneleri tarafından evlatlık verilmek üzere trenle Münih'e götürülür. Ancak yolda küçük Werner hastalanır ve ölür. Bunun üzerine Liesel ve annesi isimsiz bir kasabada çocuğu defnederler. Liesel, mezarlıktan çıkarken karların arasında Mezar Kazıcının El Kitabı isimli bir kitap bulur. Okuma-yazma bilmeyen Liesel'in, onu karnı açken bile kitap çalmaya sevk edecek okuma aşkı da böylece başlamış olur.

Anne-kız, Münih'in epey dışında yer alan Molching kasabasının Himmel Sokağında bir eve gelirler. Annesi Liesel'i bu eve bırakır ve oradan ayrılır. Artık Liesel'in yeni annesi, gardırop genişliğinde ve tüm küfürbazlığına rağmen kocaman bir kalbi olan çamaşırcı Rosa Hubermann ve çok güzel akordeon çalan boyacı Hans Hubermann'dır. 

Liesel kardeşinin ölümünü unutamaz ve bu acı hatıra kendisini gece gelen kabuslar ve yatak ıslatma eşliğinde gösterir. Hans'ın yardımıyla kabuslarıyla baş etmeyi öğrenen Liesel, bir süre sonra Hans ile okuma-yazma derslerine başlar. Böylece Liesel için kelimeler hemen öğrenilmesi ve kullanılması  gereken birer hazineye dönüşür.

Hans bir gün Liesel'e alfabeyi öğretirken kocaman ağzıyla gülen bir çöp kız çizer. Ancak kızın gözleri yoktur. Liesel babasına kızın gözlerinin olmadığını söyler. Babasının cevabı ise yürekleri titretecek kadar zariftir:"Öyle bir gülümsemeyle gözlere ihtiyacın yok zaten."

Yahudilerin birer birer toplanarak Nazi kamplarına götürüldüğü günlerden hemen önce, Max adında yahudi bir genç adam, Hubermann'ların evinde saklanmaya başlar. Yakalanırlarsa, hayat Hans ve Rosa için muhtemelen sona erecektir. Buna rağmen, Hans'ın geçmişte verdiği bir söz uğruna bu riski göze alırlar ve Münih bombalanana dek Max'ı evlerinde saklarlar.

Ancak kahverengi gözlü Hitler'in mavi gözlü Almanya düşü; cennet manasına gelen Himmel Sokağı'ndaki mutlu günleri bir daha geri dönülemeyecek şekilde cehenneme çevirecek, kitap hırsızı Liesel tüm sevdiklerini kaybederken, kitapları ve yaşamını yazdığı sayfalar sayesinde hayatta kalacaktır.

Kitapta sadece bir şeyi çok merak ettim; Liesel'in kiminle evlendiğini. Ve içimden bu kişinin Max olmasını diledim. Kitabın filmi için hazırlıklar da başlamışken, elinizdeki her şeyi bir kenara bırakın ve kibar ölümün güzel hikayesi Kitap Hırsızı'nı mutlaka ama mutlaka okuyun.

Not: Kitapta Liesel'in hikayesi Sydney'de son buluyor. Öğrendim ki; Sydney yazarın doğum yeriymiş aynı zamanda. Hoşuma gitti bu ayrıntı.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...