özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2019 Salı

Peter Pan Ölmeli - John Verdon

Polisiye okumak istediğimde elimin ilk gittiği yazarlardandır John Verdon. Baş kahramanımız, eski dedektif Dave Gurney'i uzun zamandır takip ediyorum ve bildiğim, sevdiğim ve alıştığım karakterlerin maceralarını okumaktan müthiş keyif alıyorum. Tıpkı Lisa Gardner'ın çok sevdiğim karakteri Dedektif D.D.Warren gibi.
Peter Pan Ölmeli - John Verdon
Bilenler bilir ama Gurney serilerinde genelde olaylar şu şekilde gelişir. Dave ve Madeleine, şehir dışındaki evlerinde sakin bir hayat sürmektedirler. Çünkü Dave dedektifliği bırakmıştır ve sadece çok özel dosyalarda çalışmaktadır. Madeleine ise Dave'in aksine kendini doğaya adamıştır ve bu sakin hayatın tadını sonuna kadar çıkarmaktadır. Madeleine her ne kadar karşı çıksa da, Dave kendisine ara sıra gelen iş tekliflerini kabul etmekte ve her defasında hayatını tehlikeye atmaktadır.

Bu kitapta da yine böyle çözümsüz kalmış ya da görünürde çözülse de esasının bambaşka olduğu bir davayı çözmesi için bir meslektaşından teklif alır dedektif. Çok zengin bir iş adamı, annesinin cenaze töreninde bir tetikçi tarafından vurulmuş ve hayatını kaybetmiştir. Bu cinayetin sorumlusu olarak karısı hapse girmiştir. Ancak deliller kadının masum olduğunu söylemektedir. Gurney hem kadının masumiyetini ispatlamak hem de gerçek katili ortaya çıkarmak için, kendisinin ve ailesinin hayatını riske edeceği çok tehlikeli bir araştırmaya soyunur.
Başta da belirttiğim gibi, polisiye severler zaten John Verdon'a ve Dedektif Gurney'e aşinadır. Hala tanışmadıysanız eğer, Peter Pan Ölmeli'nin dışında, kapaklarını hep çok estetik bulduğum ve kütüphanemde büyük bir zevkle yan yana dizdiğim, Aklından Bir Sayı Tut, Gözlerini Sımsıkı Kapat, Şeytanı Uyandırma gibi serinin diğer kitaplarından birini seçip başlayabilirsiniz. Bu serilerin belli başlı değişmeyenleri var. Bunlardan en sevdiğim, Madeleine'in sürekli, terapi ya da uyku ilacı niyetine Savaş ve Barış'ı okuması😁 Eh, bu kadar konuştuktan sonra, elbette tavsiye ediyorum, keyifli okumalar!

29 Ocak 2019 Salı

Kağıt Ev - Carlos María Domínguez

Kitap okumayı seviyorum ama kitapların kendisini de bir o kadar seviyorum. Okumak tek amacım olsaydı, sırf cildine vurulup hiç kitap almamam ya da okumaya ara verip dakikalarca burnumu sayfalara gömüp kitabın kokusunu içime çekmemem lazımdı. Ya da dolup taşan kitaplıklardaki kitapları elemek yerine yeni kitaplıklar almamam...

Carlos María Domínguez
Kağıt Ev - Carlos María Domínguez
Ortaokuldayken kütüphaneden çok eski bir kitap almıştım. Sayfalarını o kadar yavaş çeviriyordum ki, kitabın canı acıyacak sanki. Evde temizlik vardı ve ben anneme yardım ediyordum. Bu arada da kitabı bir yere dayadım, gidip gelip birkaç cümle okuyorum. Anneme çaktırmıyorum tabii:) Annem o sırada kitabın durduğu yerde bir iş yapmaya başladı ama hala kitabı fark etmemiş. Bir gürültü oldu, baktım kitap yere düşmüş, tüm sayfaları dağılmış. Kitabın başına çöktüm, başladım ağlamaya:)) Ama ne ağlama, annem şaşkın yazık... Sonra annemle kitabı bir güzel yapıştırdık, okudum, bitirdim ve teslim ettim. Benim gözümde kitapların canı vardır,sayfasını azıcık bükersem o can acır. Küçücük kızıma da aynen böyle öğretiyorum, o da tıpkı benim gibi seviyor kitaplarını bir de ağaçları.💚

Kağıt Ev'in konusundan önce sizlere kendimden bahsetmemin nedeni, söz konusu novellada; kitap tutkunlarının, kitaplara aşkla bağlı olanların bu sevgilerinin ne boyutlara ulaşabileceğinin anlatılması. Kitap şu cümleyle başlıyor: "1998 ilkbaharında Bluma Lennon Soho'daki bir kitapçıdan Emily Dickinson'ın Şiirler'inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı." Etkileyici değil mi? Daha etkileyici olan ise, Bluma'nın hep Emily Dickinson okurken bir arabanın altında kalarak ölmeyi yeğlemesi. Tabi yoruma açık, Bluma'yı araba mı öldürdü yoksa şiir mi?

Cambridge Üniversitesi'nde akademisyen olan Bluma için ölümünden sonra gönderilen bir paket, başka bir meslektaşına teslim edilir. Bu meslektaşı aynı zamanda bize herşeyi anlatan hikayeci. Paketten Joseph Conrad'ın Gölge Hattı isimli eserinin eski püskü bir baskısı çıkar. Kitapta ilginç bir şekilde çimento kalıntıları vardır. Hikayeci bu kitabı kimin gönderdiğini merak eder ve çimento kalıntılı kitabın gizemini çözmek için Montevideo'ya doğru yola çıkar. Kitap, Bluma'nın gizli bir aşk yaşadığı bibliyofil Carlos Brauer tarafından gönderilmiştir. Carlos'un kitaplara olan aşkı, saplantı boyutundadır. Zira evinin tüm odalarının yanısıra tuvalet, banyo, koridorlar tabandan tavana binlerce kitapla doludur. Garajına kitap depolayabilmek için arabasını satmıştır. Kitaplar nemden etkilenmesin diye yaz kış soğuk suyla duş almaktadır. Tüm gün kitap okumakta ve evden dışarı çıkmamaktadır. Kitaplar için aylarca bir dosyalama sistemi üzerinde çalışır. Ancak çıkan bir yangın neticesinde tüm arşiv dosyası küle döner. Binlerce kitabın nerede, hangi rafta, kaçıncı sırada durması gerektiğine kadar kaydettiği tüm bilgiler...



***Spoiler***


Carlos yangından sonra evi satar ve La Paloma'da, deniz kıyısında,  medeniyetten uzak, kuş uçmaz kervan geçmez bir arazi alır. Carlos vazgeçemediği kitaplarının aralarına harç ekleterek bir ev inşa ettirir kendisine. Böylece kitapları aynı zamanda evi olur Carlos'un. Bluma'ya gönderilen kitabın üzerindeki çimento kalıntılarının da sırrı böylece ortaya çıkar.

***
Spoiler dedim ama aslında bu kısa roman hakkında ne yazılırsa yazılsın, hiç bir şey kitabı elinize alıp okumanıza engel değil. Çünkü o kadar güzel cümleler var ki, kitabı finalinden ziyade bu cümleler için mutlaka okumalısınız zaten. Ama kitaptan ev fikri şahane, o da ayrı bir konu. Daha okurken, ilerde evimin en azından bir duvarına sevdiğim kitapları gömmek gibi bir proje yeşerdi kafamda😁Kağıt Ev'i okuyunuz efendim, çok seveceksiniz ve muhtemelen kütüphanenizin en görünen yerine yerleştireceksiniz. Ben öyle yaptım ve hatta  ne zaman baksam kalbimi ısıtan Küçük Prens ile Kitap Hırsızı'nın arasına koydum, nedense çok yakıştırdım üçünü yan yana💙

Ellerimi Bırakma-Madeleine Reiss

Çok etkisinde kaldığım, gerim gerim gerildiğim, bazen tüylerimi ürperten, çoğu yerde duygulandıran, 6 His filmini tatlı tatlı andıran güzel bir romandı Ellerimi Bırakma.
Ellerimi Bırakma-Madeleine Reiss
Carrie, kocası Damian ve 5 yaşındaki oğulları Charlie, vakit geçirmek için deniz kıyısına giderler.  Biraz piknik, biraz deniz, biraz kumdan kale derken Charlie kendisiyle aynı yaşta olan Max ile arkadaş olur ve birlikte oynamaya başlarlar. Damian kısa bir süre sahilden uzaklaşır, Carrie ise uyuyakalır. Charlie ısrarla denize girmek istemektedir. Ancak Carrie uyku arasında babası geldikten sonra gidebileceğini söyler ve uyumaya devam eder. Uyandığında Damian yalnızdır ve Charlie ortadan kaybolmuştur. Arama çalışmaları sonuçsuz kalır ancak Charlie'nin mayosunun kıyıda bulunması nedeniyle boğulduğu varsayılır. Oğlunun ölümünü asla kabul etmeyen ve uyuduğu için büyük bir vicdan azabı çeken Carrie, her an oğlunu düşünmeye ve onu aramaya devam eder. Yastan bir türlü çıkamayan Carrie ile hayatına zor da olsa devam eden Damian arasındaki ilişki bozulur ve çift boşanır.

Molly, kocası Rupert ve 5 yaşındaki oğulları Max'ın mutlu bir hayatları vardır. Ancak Rupert'ın kumar ve öfke kontrol problemi, ailenin maddi ve manevi çöküşünü başlatır. Rupert son derece asabi bir insana dönüşür ve Molly'yi her fırsatta darp etmeye başlar. Yaşından çok daha olgun olan Max durumun farkındadır. Molly ise ona acısını belli etmemek ve çocuğu babasından korumak için büyük çaba harcar. Rupert bir gün yine Molly'yi darp eder ancak bu kez Max da yaşananlara şahit olur ve  annesiyle birlikte şiddete uğrar. Bunun üzerine Molly polise haber verir, Rupert ise ortadan kaybolur. 

Molly, akıllı oğlu Max'ın hayali bir arkadaşı olduğunu fark eder. Arkadaşının ismini soran Molly, aldığı cevapla şaşkına döner, çünkü Max sürekli konuştuğu, oynadığı ve her zaman yanında gördüğü arkadaşının, sahilde tanıştığı Charlie olduğunu söyler.

Kitabın tamamını anlatmamak için kendimi zor tutuyorum:) Çok güzeldi, elimden bırakamadım, zaten bir günde bitti. Okurken hep kendi kızımı düşündüm ve bu, durumu hiç de kolaylaştırmadı, daha çok ağladım:) Romanda heyecan, gerilim, hüzün, mutluluk, ne ararsanız var. Beyaz perdeye uyarlansa şahane olur bence. Gözü kapalı tavsiye ediyorum, şimdiden keyifli okumalar!

15 Ocak 2019 Salı

Serena- Ron Rash

Serena- Ron Rash
1929 yılında, kereste işiyle uğraşan ve işlerini büyüterek bir kereste imparatorluğu kurmayı planlayan  yeni evli çift Serena ve George Pemberton, Boston'dan Kuzey Carolina'ya gelir. Göz alıcı bir çift olan Serena ve George arasında mükemmel bir uyum vardır. Serena, güçlü yapısı, liderlik vasıfları ve hırsı ile ortama çabucak uyum sağlar ve herhangi bir erkekten pek de eksiği olmadığını herkese kanıtlar.

George daha önce Kuzey Carolina'da bir müddet yaşamış ve hizmetine bakan kızlardan biriyle birlikte olmuştur. Hamile kalan kız henüz 17 yaşındadır ve kısa bir süre sonra doğum yapacaktır. Kızın babası George ile konuşmak ister ancak Serena'nın kışkırtmaları ile George kızın babasını öldürür. 1920'li yıllarda cinayet işlemek, bir sineği öldürmekten daha önemli değildir ve genç kız hayatın tüm zorluklarına karşı tek başına mücadele ederken, kasabanın kendisine yapıştırdığı "ahlaksız" etiketiyle de baş etmek zorunda kalır. Bu arada George'a ikizi kadar benzeyen oğlu dünyaya gelir. Bu dönemde genç kızın en büyük yardımcısı, yaşlı komşusudur.
 
Serena her anlamda mükemmel bir eş ve ortaktır. Serena'nın geleceğe dönük çok büyük plan ve projeleri vardır. Bunlardan biri de Kuzey Carolina'da kesilecek ağaçların tamamını bitirdikten sonra Brezilya ormanlarını yeni iş alanı yapmak ve kocasıyla kurdukları şirketi büyütmektir. Dünyadaki tüm ağaçları kesmek gibi bir saplantısı olan Serena, kendisine engel olarak gördüğü herkesi bir şekilde yolundan çekmektedir.  Bir süre sonra Serena varis yapma zamanlarının geldiğine karar verir ve kısa bir süre sonra da hamile kalır. Hamilelik sorunsuz olsa da, doğum zamanı yaklaşırken işler ters gider ve Serena hem bebeğini hem de bir daha anne olma şansını kaybeder. O andan sonra George'un gayrimeşru çocuğuna ve çocuğun annesine karşı büyük bir kin beslemeye başlar ve onların ortadan kaldırılması için bir adamını görevlendirir. George her şeyin farkında olsa da Serena'yı durdurmak için hiç bir şey yapmaz. Bunun yerine bir miktar paranın genç kıza ulaşmasını sağlar ve onların mümkün olduğunca uzağa kaçmalarını ister. George'un çocuğunu ortadan kaldırma planları suya düşen Serena, kendisine yanlış yapanı affetmeyecektir. Bu kişi George olsa bile...

Yukarıdaki kapaktan da anlaşılacağı üzere, Ron Rash'in yazdığı Serena 2014 yılında sinemaya uyarlanmış, başrollerinde Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper yer almış. Filmi izlemedim ancak Jennifer Lawrence'ın tüm ekranı dolduran ablak suratı midemde kramp ve bulantıya sebep olduğundan izleyeceğimi de zannetmiyorum:) Ama doğal güzellikler için bir şans verilebilir belki. Romanın isminden mütevellit baskın karakteri Serena. George daha silik ve Serena'ya öyle hayran ki, onun aldığı kararların doğruluğunu ya da haklılığını sorgulamıyor bile. Ayrıca çok çabuk gaza geliyor ve Serena da bu zayıflığını sık sık kullanıyor. Biraz spoiler olacak ama aptal George son nefesinde bile Serena'ya yaranma derdinde! Kitabı bütün olarak çok sevdiğimi söyleyemem ancak kafa dağıtma niyetine okunabilir. Hoşçakalın!

8 Ocak 2019 Salı

Ruhlar Evi- Isabel Allende

Latin Amerika'nın en ünlü yazarlarından biri olarak bilinen Isabel Allende ile tanışmak için sabırsızlanıyordum ve bunun için Ruhlar Evi kesinlikle doğru bir seçimdi.

Ruhlar Evi- Isabel Allende
Aslında bu kitabı tam manasıyla anlatabilmem ya da olayları okurken verdiği hissiyatla aktarabilmem neredeyse imkansız.  Ama kitabı bitirdiğimde tam olarak şu atasözü geldi aklıma: "Dede koruk yer, torunun dişi kamaşır." Muhtemelen okuyan herkes de buna benzer şeyler düşünecektir.

Romanda olaylar sürekli akan bir nehir gibi ilerliyor ve son derece yoğun bir anlatım var. Bir de kitapta, kahramanların başına en sonunda ne geleceği hep bir önceki adımda açık edilmiş. Ama bu o kadar hoş bir şekilde yapılıyor ki, siz kahramanın başına ne geldiğini önceden öğrendiğinize üzülmüyor, tam aksine nasıl olur da başına o iş gelir diye daha çok meraklanıyorsunuz ve sayfaları  yutarcasına okuyorsunuz. 

"Barrabas bize denizden geldi, diye yazdı Clara adındaki çocuk, o güzel, çıtkırıldım yazısıyla." diye başlıyor roman. Clara geleceği görme yetisi olan küçük bir kızdır ve hayatındaki önemli olayları kaydetmek gibi bir huyu vardır. Clara'nın ablası Rosa yeşil saçları, mermer teni ve bal rengi gözleriyle tıpkı bir deniz kızına benzemektedir ve göz alıcı güzelliğiyle herkesi büyülemektedir. Baş kahraman Esteban Rosa'ya ilk görüşte aşık olur ve ailesinin onayını alarak Rosa ile nişanlanır. Varlıklı ailesinin Rosa'ya sunduğu hayatı devam ettirebilmek ve Rosa'nın karşısına zengin bir koca olarak çıkabilmek için Esteban maden işletmeye başlar. Ancak Rosa beklenmedik bir şekilde hayatını kaybedince Esteban yıkılır. Bunun üzerine kendini çalışmaya ve ailesi tarafından yıllar önce terk edilmiş çiftlikleri Tres Marias'ı yeniden canlandırmaya adar. Yıllar geçtikçe Esteban, tüm hedeflerini birer birer gerçekleştirir. Zengin ve güçlü bir patrona dönüşür. Çalışan köylülere her türlü konfor ve çağdaşlığı sağlar. Buna karşılık kişilik olarak artık son derece aksi, gaddar ve öfkeli bir karaktere dönüşür. Esteban için Rosa'nın boşluğu yıllar geçse de dolmaz ancak çok yalnızdır ve nihayet evlenmeye karar verir. Bunun için tek aday ise ablasının ölümünden sonra tek kelime etmeyen, dilsiz bir hayat süren Clara'dır. Clara yıllar içinde büyümüş ve güzel bir genç kıza dönüşmüştür. Gelecekten haber veren, eşyaları hiç dokunmadan yerinden oynatabilen Clara, yıllar sonra ailesiyle ilk kez konuşur ve daha gelmeden Esteban Trueba'nın evlerine geleceğini ve onunla evlenmeye karar verdiğini ailesine bildirir.
Böylece Clara ile Esteban evlenerek Tres Marias'a yerleşirler. Çiftin ikiz erkek ve bir kız çocukları dünyaya  gelir. Clara yıllar içinde kendini  öngörü yeteneğini geliştirmeye adarken, Esteban tüm öfkesi ve servetiyle siyasete girer. Çocuklar büyür ve her biri kendi kaderini yazar. Sonrasında olaylar olaylar...

Başta da belirttiğim gibi çok yoğun bir roman, ana karakterler haricinde yan karakterlerin sayısı da oldukça fazla ve her bir karakterin hikayesi de azımsanmayacak kadar detaylı.  Dolayısıyla okunması, sindirilmesi, üzerine düşünülmesi ve bir zaman sonra daha yavaş ve tadını çıkararak tekrar okunması gereken bir kitap. Cinsellik içeren sahneler, hatta pek çok olayın dönüp dolaşıp -kaba tabirle- uçkur davasına bağlanması biraz rahatsız edici ancak büyük resim pek çok okurun hoşuna gidecek. Keyifli okumalar!

16 Kasım 2018 Cuma

Yan Evin Sırrı- Shari Lapena

Çok uzun zamandır aklımda olan ve sadece arka kapak yazısı ile bile beni çok heyecanlandıran bir gerilim romanı; Yan Evin Sırrı.
Yan Evin Sırrı- Shari Lapena
Marco ve Anne evlidir ve 6 aylık bir kız çocukları vardır. Anne doğum sonrasında aldığı kilolar ve psikolojik açıdan yaşadığı sıkıntılar nedeni ile zor günler geçirmektedir. Yan komşuları Cynthia ile Graham, genç çifti akşam yemeğine çağırmış, ancak bebeklerini getirmemelerini rica etmişlerdir.  Anne her ne kadar gitmek istemese de, Marco'nun ısrarına dayanamaz ve çocuk telsizini yanlarına almak, sırayla ve yarım saatte bir kızlarını kontrol etmek şartıyla yemeğe katılmayı kabul eder. 

Gece 12:30 da en son Marco bebeği kontrol eder ancak yarım saat sonra evlerine dönen çift kızlarını yatağında bulamaz. Bebek gitmiştir ve arkasında hiç iz bırakmamıştır. 

Polise haber veren çift perişan durumdadır. Ancak dedektif Rasbach'ın şüpheli listesinin başında, zaman zaman hafıza kaybı yaşayan ve küçüklüğünde sınıf arkadaşına ciddi fiziksel zarar veren Anne ile, Anne'in milyoner ailesinin desteği ile kendisine iş kuran ve son zamanlarda iflasın eşiğine geldiğini herkesten gizleyen Marco bulunmaktadır. 

Kitap inanılmaz sürükleyici ve kurgusu neredeyse mükemmel. Genelde bu kadar girift ilişkilerin yer aldığı kitaplarda zincir bir yerde kopar ve sonrasında saçma bir şekilde bağlanır. Ama Yan Evin Sırrı'nda Shari Lapena gerçekten iyi iş çıkarmış. Kitabı çok beğendim, hatta bir akşam annemle babama anlattım. Bayağı ilgiyle dinlediler:)  Tavsiye ederim herkese, keyifli okumalar şimdiden:)

12 Kasım 2018 Pazartesi

Kızım- Jane Shemilt

Taslaklarda bekleyen onlarca kitap var ancak bu kitabı henüz bitirmişken ve detaylar aklımdayken paylaşmak istedim. Kızım, olayları anlatım tekniği ile sıra dışı, konusu ile merak uyandıran bir roman.
Kızım- Jane Shemilt
Doktor olan Jenny, ünlü bir beyin cerrahı olan eşi, liseye giden 15 yaşında Naomi adında bir kızı ve ikiz erkek çocukları olan mutlu bir annedir. Jenny klinikte son derece yoğun çalışmaktadır, eşi de aynı şekilde ameliyattan ameliyata koşturmaktadır. Naomi okulun bir tiyatro gösterisi için uzun saatler provaya kalmakta, ikizler ise sınav ve spor antrenmanları ile boğuşmaktadır. Buna rağmen Jenny, hayatlarının kendi içinde bir ahenge sahip olduğundan ve her şeyin olması gerektiği gibi kusursuz ilerlediğinden emindir.
Naomi okul gösterisinden önceki son provasından sonra eve dönmez ve Jenny'nin çok sağlam olduğunu düşündüğü mutlu aile tablosu, gözlerinin önünde yıkılmaya başlar. Ortaya saçılan sırlar, Jenny'nin tüm dünyasını yerle bir eder.
Kitap Naomi'nin kaybını baz alarak "15 Gün Önce, 1 Yıl Sonra " gibi bölümler halinde okuyucuya sunulmuş. Böylece Jenny ve ailesinin olaydan önce neler yaşadığını ve olaydan sonra ne hale geldiklerini mukayese ederek takip edebiliyoruz. Başlangıçta oldukça kafa karıştırıcı olduğunu düşünsem de adapte olduktan sonra bu teknik beni daha fazla rahatsız etmedi. Hatta zamanda bir ileri bir geri gitmek hoşuma bile gitti. Bununla birlikte kitabın sonu maalesef beni mutlu etmedi. Buna ilişkin altta ufak bir spoiler verdim. Çok arada kaldığım bir kitap oldu. Kesinlikle okuyun ya da asla okumayın diyemiyorum bu nedenle. Olur da okursanız, beklentilerinizi -en azından final açısından- düşük tutun.



****Spoiler ****


Kitabın içeriğinden çok fazla bahsetmek istemiyorum ancak ufak bir spoiler vermeden de yazmamın imkanı yok. Son sayfaya kadar Naomi'ye ne olduğunu ölesiye merak ettim. Elbette bunu burada açıklamayacağım ancak Jenny karakteri kitabın sonlarına doğru o kadar ayakta uyuyan ve ahmak bir pozisyona sokulmuş ki kızmadan edemedim. Mevzu bahis 15 yaşında bir çocuk ve kadının kızını bu denli rahat bırakma hali cidden canımı sıktı. "Hey merhaba, kızın elden gidiyor, uyan istersen" falan şeklinde bağırmak ve Jenny'yi tokatlamak istedim açıkçası. Halen Naomi'nin ailesine bu boyundan büyük kininin sebebini anlamış değilim. Diğer çocuklar derseniz, girmedikleri yanlış yol kalmamış ama kadının dünyadan haberi yok. Aynı şekilde onların de neden bu kadar tepkili olduğu konusu çok muallakta. Kocası kendisine ikinci bir hayat kurmuş ama Jenny hala mükemmel bir evlilikleri olduğunu sanıyor falan. Sadece özel yaşantısında değil, meslek hayatında da işaretleri yanlış okuyan, her şeyi olmayacak şekilde farklı anlayan bir kadının realitesinin olmadığı kanaatindeyim. Ortada bu kadar kopuk bir aile varsa, ailedeki tüm fertler bunun bilincindedir, çünkü gerçek hayat böyledir. Herşeye rağmen fertlerden biri tüm resmi pembe görüyorsa ya kördür ya da aptal. Bence Jenny ikinci gruba dahil. Okurken meraklandırdığı bir gerçek ama olayların ulaştığı sonuç tam bir fiyasko!

***

5 Kasım 2018 Pazartesi

Elveda Haziran-Sarah Jio

Elveda Haziran, geçmişle günümüzü harmanlandığı, akıcı kurgusu ve insanın içini ısıtan hikayesiyle okuru kendine bağlayan klasik bir Sarah Jio romanı.
Elveda Haziran-Sarah Jio
Bankacı olarak kariyer yapan June, iş yaşamının zorlukları ve yaşadığı stres nedeniyle zor günler geçirmektedir. Ailesiyle uzun yıllar önce bağlarını koparan June, kendisini ve kız kardeşini büyüten teyzesinin öldüğünü ve kendisine miras olarak Mavi Kuş Kitabevi'ni bıraktığını belirten bir mektup alır. Mavi Kuş Kitabevi, June çocukken teyzesinin kasabanın küçüklerine masallar okuduğu büyüleyici bir yerdir.
June bunun üzerine hem işe bir süre ara vermek hem de kitabevinin satış işlemlerini tamamlamak üzere yola çıkar. Ancak Rugby Teyze oldukça sıra dışı bir kadındır ve tüm sırlarını evin farklı yerlerine gizlediği mektuplarla anlatmıştır. June mektupları okudukça teyzesinin çok farklı bir hayatı olduğunu anlar. Teyzesinin vasiyeti üzerine tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği kariyerini bir kenara bırakan June, Mavi Kuş Kitabevi'ni eski günlerine döndürmek için var gücüyle çalışmaya başlar.
Elveda Haziran, ismiyle müsemma, romanın kahramanı June'a da gönderme yapan hoş bir kitap. Daha önce de demiştim. Sarah Jio romanlarını ben genel olarak iki ağır roman arasında dinlenmek için ya da uzun yolculuklarda oyalanmak için tercih ediyorum. Sarah Jio kitaplarına aşinaysanız çok da sürpriz yaşamıyorsunuz ve beklentilerle elde ettikleriniz dengede olacağından kitaptan keyif almanız da kaçınılmaz oluyor. Tavsiye ederim:)

31 Ekim 2018 Çarşamba

Deşifre Deha- Mai Jia

Deşifre Deha bugüne kadar okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. Kitap; üstün zekalı Jinzhen'in kimsenin çözemediği bir şifreyi çözmek için koca bir ömrü nasıl harcadığını anlatıyor.
Deşifre Deha- Mai Jia
Küçük Rong Jinzhen Asperger sendromlu, yarı-otistik bir matematik dehasıdır. Pek çok insana göre garip davranışlara sahip olsa da, dikkatli gözlerin Jinzhen'i keşfetmesi uzun sürmez ve Jinzhen için sonu Çin Gizli Servisi Unit 701'in kriptografi bölümünde sonlanacak müthiş bir eğitim hayatı başlar. Çin'in en iyi şifre kırıcısı olarak işe başlayan Jinzhen'in tek hedefi, o güne dek kimse tarafından çözülememiş olan Code Purple'ı çözmektir. 
Giderek içine kapanan, çok sınırlı dahil olduğu tüm sosyal çevresinden bütünüyle izole olan Jinzhen en nihayetinde şifreyi kırar, ancak bunun bedeli çok ağır olacaktır. 
Kitabın şifrelerden bahsetmesi bir yana, okurken farkında olmadan siz de bir şifre çözücü pozisyonuna girip  zihnen takip ettiğiniz ipuçları ile sonuca varmaya çalışıyorsunuz. Bunun tam olarak nasıl olduğunu açıklayamam ama kitabı okursanız ne demek istediğimi anlayacağınızdan eminim. Başta da belirttiğim gibi, çok ilginç bir konu çok farklı şekilde anlatılmış. Benim için güzel bir deneyimdi, yarattığı beyin fırtınası da cabası. Kesinlikle tavsiye ederim, keyifli okumalar!

30 Ekim 2018 Salı

Tatlı Bir İhtiyarın Karmakarışık Dosyaları- E. L. Konigsburg

En az yetişkin romanları kadar çocuk romanlarını da seven, Savaş ve Barış'ı kütüphanede yerine yerleştirirken yan gözle Define Adası'nı kesip "ilk fırsatta tekrar!" diye içinden geçiren bir insan olduğum için, çocukken yaşadığım mutluluklara hala aşinayım ve E. L. Konigsburg'un Tatlı Bir İhtiyarın Karmakarışık Dosyaları gibi güzellikleri kaçırmadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
Tatlı Bir İhtiyarın Karmakarışık Dosyaları- E. L. Konigsburg

Ailesinin kendi değerini anlaması gerektiğini düşünen Claudia,  uzun zamandır evden kaçma planları yapmakta ve para biriktirmektedir. Evden kaçacak ve New York'un en ünlü müzesinde saklanacaktır. Bu iş için pinti kardeşi Jamie'yi de ikna eden Claudia vakit kaybetmeden planını uygulamaya koyar. 
Kaçakların  işi rast gider ve bir şekilde müzeye yerleşirler. Temel ihtiyaçlarını bir şekilde düzene koyan kardeşlerden Jamie bütçeden sorumluyken, Claudia ise stratejik karar alma mekanizması olarak çalışır. 
Bir süre sonra Claudia, iç dünyasında kaçmakla hedeflediği farklılığı hala yakalayamamış olduğunu fark eder. Değişen hiç bir şey yoktur.  Bu arada uzmanları bile şaşkına çeviren minik bir heykelcik bulan Claudia, bu heykeli kimin yaptığını öğrenmeden müzeden ayrılmamaya karar verir. heykelin bir önceki sahibi tatlı ve yaşlı ihtiyar Bayan Basil E. Frenkweiler'dır ve Claudia ile Jamie heykelciğin sırrını çözmek için onu ziyaret etmeye karar verirler. 
Evden kaçarak müzede yaşamaya başlamanın fikri bile heyecan verici değil mi? Geceleri tarihi yataklarda uyuyup sabah ziyaretçi gibi takılmak... Bence kitabın konusu çok tatlı ve eğlenceli olması bir yana verdiği mesajlarla bile okunmaya değer. Çok çok sevdim ve büyük küçük herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)

23 Ekim 2018 Salı

Bülbül-Kristin Hannah

Hayranı olduğum, yeni kitabı çıksın diye dört gözle beklediğim, her romanında istisnasız göz yaşlarına boğulduğum Kristin Hannah bu defa sanırım herkesi şaşırttı ve şimdiye dek anlattığı aile ilişkilerini tarihle harmanlayarak öncekilerden çok daha olgun, çok daha gerçekçi bir hikayeyle çıktı karşımıza.  Bülbül,  kurgusuyla, gerçekçi hikayesi ve kahramanlarıyla çok etkileyici bir roman ve şimdiden en sevdiklerim arasında yerini aldı bile.
Roman, II. Dünya Savaşı yıllarında Fransa'da geçiyor. Vivian ve İsabelle iki kız kardeştir. Anneleri onlar henüz çok küçükken ölmüş, babaları ise kabuğuna çekilmiş ve kızlarla tüm alakasını kesmiştir. Vivian Antoine ile evlenerek bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir ve kendi küçük dünyasında mutlu bir hayat sürmektedir.
Şimdiye dek girdiği tüm okullarda sorun yaşayan 18 yaşındaki İsabelle ise, son yatılı okulundan da atılmıştır. Gidecek yeri olmayan İsabelle, ablasının yanına sığınır. Savaş şiddetini artırınca, Vivian'ın kocası cepheye çağrılır. Vatan aşkıyla yanan güzeller güzeli İsabelle ise Vivian'ın tüm itirazlarına rağmen direnişçilere katılır.
Kızıyla baş başa kalan Vivian için açlık, soğuk, korku, zulüm ve düşman askerleriyle sınanacağı zorlu günler başlar.
Roman da Vivian ve İsabelle oldukça zıt karakterler olmalarına rağmen bir elmanın iki yarısı kadar da birbirlerini tamamlıyorlar. İsabelle güzelliği, aşkı, cesareti ve yanlışı doğruyu çevirmek için verilecek savaşı, Vivian ise anaçlığı, sevgiyi, sabrı ve fedakarlığı temsil ediyor. İsabelle haksızlığa tahammül edemeyip hiç düşünmeden kendini ateşlere atarken, Vivian her kaybı için bahçesindeki elma ağacına bir kurdele bağlamayı tercih ediyor ve kızı için başına gelen her felakete sessizce teslim oluyor.
Kristin Hannah Bülbül'de roman yazmanın ötesinde adeta bir film sahnesi yaratmış. Okurken tüm anlatılanlar birer birer gözünüzde canlanıyor ve kahramanların yaşadıklarını onlarla beraber derinden hissediyorsunuz. Vivian'ın evinde etkileyici şekilde tanımlanan soğuğa ve açlığa rağmen yataktan kalkıp yiyecek bulmak için dışarı çıkmak zorunda olmaları gibi... Gerçekten iliklerime kadar hissettim ve yine gözyaşlarıyla bitirdim bu güzel kitabı. Herkese tavsiye ederim, keyifli okumalar.

22 Ekim 2018 Pazartesi

En Uzun Yaz- Jennifer L. Holm

Her ne kadar gençler için yazılmış olsa da eline alan kişiyi yaşına bakmaksızın kendine bağlayacak, bir solukta okunacak çok güzel bir kitapla karşınızdayım: Jennifer L. Holm'dan En Uzun Yaz. 
En Uzun Yaz- Jennifer L. Holm
 11 yaşındaki Penny annesi, büyükannesi ve büyükbabası ile yaşamaktadır ve dondurma, beyzbol ve yüzme dısşında ciddi bir derdi yoktur. İtalyan asıllı babasının ailesi ile annesinin ailesi yıllardır birbirleriyle görüşmemektedir. Ancak sürekli hastalık kapacağı korkusuyla yüzmeye ya da sinemaya gitmesine izin vermeyen baskıcı annesi ve hiç de geleneksel olmayan annesinin ailesine karşılık, Penny babasının renkli, eğlenceli ve son derece geleneksel akrabalarıyla zaman geçirmektan çok hoşlanmaktadır.
Çevresindeki hiç kimseden babasının ölümü ile ilgili net bir bilgi elde edemeyen Penny, 1953 yılının yazında bu konuyu derinlemesine araştırmaya karar verir. Ancak yaşanan feci bir kaza, aileleri bir araya getirir ve Penny'nin aradığı tüm cevaplar teker teker önüne dökülür.
Kitabı -tasvip etmediğim ve anlamsız bulduğum bir kaç nokta hariç- çok sevdim. Yazarın kendi İtalyan asıllı ailesinden esinlenerek anlattığı, benim de normalde çok büyük sempati duyduğum uzun yemekler, bol gürültülü ve şenlikli İtalyan sofraları, kitabın en eğlenceli anlarıydı. 
İçinizi ısıtacak güzel bir hikaye arıyorsanız, En Uzun Yaz'ı kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)

16 Ekim 2018 Salı

Şeytanın Çocuğu-Jerry Coyne

Bir kitabı okurken, kitapta yaşananların gerçek olduğunu bilmek, hem kitapla hem de kitabın kahramanıyla aranızda çok başka bir bağ kurulmasını sağlıyor ve nereden bakarsanız bakın, bu tarz bir kitabı yazmak da okumak da cesaret istiyor. Yazar Jerry Coyne tarafından kaleme alınan ve bizzat kendi yaşadıklarını anlattığı Şeytanın Çocuğu da buna iyi bir örnek...

Şeytanın Çocuğu-Jerry Coyne
Jerry Coyne anne ve babasının kendisini terk etmesi üzerine bir bakım evine yerleştiriliyor. Burada önce tacize, ardından  sayısı haftada 3-4'ü bulan tecavüze uğruyor. Sessiz kalması için sürekli tehdit edilen, canı yakılan, türlü işkenceler gören Jerry, durumu idareye bildirse de değişen bir şey olmuyor. Üstelik bakım evinde kendisi gibi pek çok çocuğun olduğunu öğreniyor. Ancak öldürülme korkusu Jerry'yi sessizliğe, kekemeliğe, ürkekliğe mahkum ediyor ve kendine güveni olmayan saldırgan bir çocuğa dönüştürüyor.
İlerleyen yıllarda da çocukluğunun izlerini taşıyan Jerry nihayet hayatının aşkını buluyor. Geçmiş anılarından kurtulmak ve temiz bir sayfa açabilmek için hukuki mücadele başlatan Jerry, kendisine tecavüz eden kişiyi en sonunda mahkum ettiriyor. 
Kitap yeniden doğuşun, vazgeçmeyişin, düşülse bile her defasında hiç yılmadan ayağa kalkışın hikayesi aslında...Üstelik bunu yapan kimsesiz, yapayalnız bir çocuk. Çok kalp kırıcı, çok hüzünlü, insanın içini acıtan ve okurken yumrukları sıktıran bir kitap aynı zamanda. Gerçek olması, şu an şu saniye bile dünyanın bilmediğimiz kuytu bir yerinde minicik bir bedenin birileri tarafından darba, tacize ya da tecavüze uğruyor olması...Başta dediğim gibi okumak cesaret ister, yaşaması kim bilir ne zordur. Böyle kitaplar tavsiye edilmez malum, dayanabilirseniz okuyun...
Arka kapak yazısını da adetim olmamasına rağmen eklemek istiyorum buraya, çünkü bu hislerin tamamı gerçek...
"Acımasız bir insan değilim, ama bana yaptıklarından dolayı asla affedemeyeceğim insanlar var. İyi bir insan olma isteğime karşın, bu kişilerin cehennemde çürümelerini, kurtuluşun beyaz ışığını asla görememelerini ya da lekeli ve kararmış ruhlarının bu ölümlü bedenlerini terk etme zamanı geldiğinde meleklerin kanat seslerini asla duyamamalarını içtenlikle diliyorum. Korkunç bir şey söylediğimin farkındayım, ama çocukluğumun hikayesini okuduğunuzda neden böyle hissettiğimi belki anlarsınız."

12 Ekim 2018 Cuma

Hayalet Şövalye-Cornelia Funke

Çok ama çok güzel bir kapağı olduğundan ve güzel kapaklı çocuk kitaplarına dayanamadığımdan aldığım ve keyifle okuduğum bir kitap Hayalet Şövalye.
Hayalet Şövalye-Cornelia Funke
11 yaşındaki Jon'un babası o dört yaşındayken ölmüştür. Annesi ikinci evliliğini bir dişçiyle yapmıştır. Esasında iyi bir adam olmasına rağmen Jon, yeni babasından kurtulmak için her şeyi yapar. Evde çıkan huzursuzluklara dayanamayan Jon'un annesi, onu Salisbury'de bir yatılı okula gönderir. Jon ne kadar dirense de annesi kararından dönmez. 
Yatılı okulda kaldığı ilk gece Jon'un penceresinin altına üç tane hayalet gelir. Korkudan ne yapacağını şaşıran Jon başına gelen ya da gelecek olan olaylarla mücadele etmesine yardımcı olabilecek olan Ella ile tanışır. 
Konusu, kurgusu her şeyiyle çok güzel bir kitaptı. 11-12 yaş çocukların hayal dünyasına hitap etse de, ben herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar!

Gündüz Sefası- Sarah Jio

Eserlerinde geçmişle geleceği paralele çeken ve sonunda mutlaka bir noktada kesiştirip harmanlayan Sarah Jio'nun Gündüz Sefası romanı,diğer kitaplarının yanında sönük kalsa da Ada karakterinin hikayesinin devamı niteliğinde olduğundan es geçemeyeceğim bir kitaptı.
Gündüz Sefası-Sarah Jio
Genç ve güzel Penny, yakışıklı ve çok ünlü  bir ressamla evlenerek  kocasının göl evinde yaşamaya başlar. Penny'nin tek dileği sevdiği adamdan bir çocuğu olmasıdır. Ancak kocası vaktinin çoğunu resim yaptığı atölyesinde geçirmekte, Penny ile gerektiği gibi ilgilenmemektedir. Giderek yalnızlaşan Penny,  tekne işleriyle uğraşan Collins'e aşık olur. Collins'in yaptığı Catalina adlı tekneyle kaçmaya karar veren çiftin planları, Penny'nin aniden ortadan kaybolması ile suya düşer. 
Ada, New York'ta yaşayan ünlü bir gazetecidir. Yoğun şekilde çalıştığından eşini ve çocuğunu sürekli ihmal etmektedir. Yaşanan bir kaza neticesinde hem oğlunu hem de eşini kaybeder. Aradan geçen iki yıl neticesinde toparlanamayan Ada, doktorunun tavsiyesi ile şehri terk eder ve Seattle'da tekneden oluşan bir göl evi kiralar. 
Ada kiraladığı bu evde yıllar önce yaşayan ve bir anda ortadan kaybolan Penny'nin hikayesini duyar ve olayı araştırmaya başlar. Ancak uzun yıllardır Tekneler Caddesi'nde yaşayan sakinlerin hiç biri bu konu hakkında konuşmak istemez. Ada, kendi teknesinde Penny'e ait eski bir sandık bulur ve Penny'ye gerçekte ne olduğunu bulabilmek için geçmişin izlerini takip etmeye başlar. 

Sarah Jio yazdığı romanlarla sağlam bir kemik kitle edindi. Bu nedenle romanın kalitesi artsa da eksilse de bu kitle onu hep takip edecektir. Ben kitaplarını kolay okunur bulduğumdan, genelde mola niyetine tercih ediyorum. Kitap sonlarının da son zamanlarda feci şekilde tahmin edilebilir olduğunu düşünüyorum. Herkese keyifli okumalar!

Bülbülü Öldürmek-Harper Lee

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."cümlesiyle kalpleri titreten Bülbülü Öldürmek, Nelle Harper Lee'nin ilk ve kısa bir süre öncesine kadar da tek romanı.
Bülbülü Öldürmek-Harper Lee
Romanda 1930'ların Alabama'sında siyahilere karşı yapılan ırkçılık ve eşitsizlik gibi sınıfsal olaylar, Finch ailesinin  küçük üyesi Scout'un ağzından anlatılıyor.
Scout, ağabeyi Jem, avukat olan babası Atticus ve çalışanları Calpurnia ile mutlu mesut yaşamaktadır. Bir gün dürüstlük timsali Atticus, siyahi bir gencin savunmasını üstlenir ve o güne kadar herkes tarafından sevilen Atticus, bir anda neredeyse tüm kasabanın tepki gösterdiği ve hedef aldığı bir isme dönüşür. Ailenin geri kalanı da bu durumdan nasibini alır. Çünkü savunduğu siyahi genç, beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanmaktadır. Sakin kasaba, herkesin içindeki ırkçıyı ortaya çıkardığı bir kaosa teslim olur.
Atticus yargılama aşamasında bildiği ve inandığı prensiplerden asla taviz vermez, adaleti ve hukuku savunmaya devam eder. Son savunmasında, aslında en çok da günümüzde olmasını dilediğimiz bir noktaya parmak basar: Hukuk herkesi eşit gören tek kurumdur.
Öncelikle, çocukların ağzından anlatılan romanları çok sevdiğimi belirtmeliyim. Bunu hakkını vererek yapmak için çocuk gibi düşünebilmek, empati kurabilmek ve olayları o yaş seviyesine göre değerlendirebilmek gerekir. Romandaki Scout 8 yaşında henüz ve romanın dili de tıpkı 8 yaşındaki bir çocuğun konuşması gibi düz, sade ve son derece akıcı. Kolay okunan bir roman olmasının da romanın bu denli geniş bir kitleye ulaşmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Bu arada, Scout ve Jem'in arkadaşı olan ve yaz tatillerinde kasabaya gelen Dill karakteri çok şekerdi, sizin de seveceğinizden eminim:) Bu güzel romanı herkese tavsiye ederim, keyifli okumalar.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Gölge Kadın-Linda Howard

Oldukça sürükleyici, finaliyle okuyucuyu şaşırtan bir romanla karşınızdayım. Linda Howard'ın tarzını seviyorum ve Gölge Kadın da beni yanıltmayan bir seçim oldu.

Gölge Kadın-Linda Howard

Lizzy bir sabah uyanır ve aynaya baktığında kendi yüzünü tanıyamaz. Yaşadığı şokla dengesi bozulan  Lizzy aniden fenalaşır. Kendine geldiğinde işe gidemeyecek kadar hasta olduğunu anlar ve patronunu arayarak durumu haber verir. Ancak patronu çok şaşırır çünkü Lizzy son 5 senedir hiç hastalanmamıştır.  
Tüm hayatı saat saat, dakika dakika otomatiğe bağlanmış rutinlerden oluşan Lizzy bir anda son iki yılını hatırlamadığını fark eder. Dahası bu duruma eşlik eden bir his daha vardır: İzlenmektedir!
Lizzy beynini zorlayarak geçmişi hatırlamaya her çalıştığında kusmanın da eşlik ettiği bayılmalar yaşamaktadır. Bir süre sonra kontrolü ele alır ve kendinden geçmeden, yavaş yavaş hafızasını tazelemeye başlar. Ancak bunu yaparken hiç dikkat çekmemeli, rutinini bozmamalı, bozduğunda ise  bunu kimse anlamamalıdır.
Diğer tarafta bir grup insan Lizzy'i onlarca kamerayla izlemekte, hayatının her anını kaydetmektedir. Grup lideri Lizzy'deki değişimi ve onun geçmişi hatırlamaya başladığını anlamıştır ve çok geç olmadan onu durdurmak için harekete geçer.
Son derece sürükleyici bir konuya ve sürpriz bir finale sahip Gölge Kadın. Tavsiye ederim, keyifli okumalar şimdiden:)

16 Kasım 2017 Perşembe

Kor Adası-Kimberley Freeman

Sürükleyici kurgularıyla kısa sürede takip ettiğim yazarlardan biri haline gelen Kimberley Freeman'ın aylar önce okuduğum ilk romanı olan Kor Adası farklı zamanlarda yaşamış kadınların sırlarla dolu hikayelerini ve bu hikayelerin çarpıcı tesadüflerle nasıl birbirine bağlandığını anlatıyor.
Kor Adası-Kimberley Freeman

Aslında kendi adıma şöyle bir tespitte bulunmak istiyorum.Daha doğrusu kafamda çoktan kemikleşmiş düşünceyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sarah Jio'yu ilk okuduğum sıralarda, geçmiş ve günümüzde yaşanan, kahramanları çoğunlukla pek çok sırra sahip kadınlar olan, günümüzdeki kadın kahramanın inzivaya çekildiği okyanus manzaralı eski evde bulduğu mektuplar, günlükler, vs. şeklinde bir vasıtayla geçmişi araştırmaya başladığı ve eninde sonunda o büyük sırrı çözdüğü romanları çok sevmiştim. Hala seviyorum. Ancak Sarah'nın hikayeleri sanki -nasıl desem- biraz basitleşti, sonu benim açımdan kolayca tahmin edilebilir ve sürprizsiz hale geldi. Bu roman türü Sarah ile doğmadı elbette ama onunla ivme kazandığı da bir gerçek. Madem bu tür artık aldı başını yürüdü ve görünen o ki daha da uzun yıllar yazarlarına epey ekmek yedirecek; o halde bu yarışı aynı türü daha farklı, daha şaşırtıcı ve daha fazla düğüm barındıran ancak  hepsinin kusursuz şekilde cevap bulduğu hikayeler kazanacak. Kimberley bu anlamda bir tık ilerde sanki. Özetle; Sarah kendini yenilemeli, Kimberley aynen devam etmeli, ta ki Sarah kendisini yakalayana kadar:)
Bu uzun girişten sonra kitabın konusuna gelecek olursak... 1891 yılında genç bir kız olan Tilly, büyük babasının isteği üzerine mükemmel olduğunu düşündüğü bir evlilik yapar. Büyük babasının ölümü üzerine Tilly, eşiyle yaşamak üzere büyük babasının evinden ayrılır. Mutlu bir aile hayatının hayalini kuran Tilly, eşinin bir metresi olduğunu, dahası kendisini sadece bir banka olarak gördüğünü öğrenince yıkılır. Sonrasında yaşanan felaketler Tilly'nin farklı bir kimlikle Avustralya'ya gitmesine neden olur. Avustralya'da bir malikanede cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapmaya başlayan Tilly'nin hayatı tam düzene girmişken geçmişin gölgesi her şeyi altüst eder. 
2012 yılında yazdığı kitaplarla büyük başarı yakalayan Nina, yazma konusunda bir tıkanma sürecine girer ve biraz kendini dinlemek ve yeniden yazabilmek için büyük annesinin Avustralya'daki malikanesine gider. Aslında Nina başarısını büyük annesinin taslak olarak bıraktığı romanı günümüze uyarlamaya borçludur ancak bu konu sırdır. Malikanede yeni romanını bitirmeye çalışan Nina, tesadüfen evin duvarları arasına gizlenmiş olan 13 yaşındaki Nell'in günlüklerini bulur. Nell, Tilly'nin mürebbiyeliğini yaptığı cezaevi müdürünün kızıdır. Nina her şeyi bir kenara bırakıp bu günlüklerin peşine düşer.
Başta da belirttiğim üzere son derece sürükleyici bir roman. Özellikel Sarah Jio sevenler hiç yabancılık çekmeyecek, hatta belki daha çok sevecek. Şimdiden keyifli okumalar, hoşçakalın!

24 Ekim 2017 Salı

Milyonda Bir Çocuk-Monica Wood

Çok hüzünlü, çok komik, çok etkileyici ve sarsıcı bir romanla karşınızdayım. Milyonda Bir Çocuk beni resmen kalbimden vurdu ve buraya yazılmayı bekleyen onlarca kitaba rağmen önce bu kitabı paylaşmak istedim.
Milyonda Bir Çocuk-Monica Wood
11 yaşındaki kahramanımız izci grubundadır ve her cumartesi günü 104 yaşındaki asırlık Ona Vitkus'un bahçesindeki kuş yemliklerini doldurmasına yardım etmektedir. Ona, başlarda bu çocuğun da diğerleri gibi gelip geçici olduğunu düşünür ancak çocuğu tanıdıkça düşüncelerinde yanıldığını anlar. Zamanla bu çok yaşlı ve çok genç iki insan arasında en derin sırların dahi paylaşıldığı mükemmel bir dostluk başlar.
Çocuk bazı garip davranışlara daha doğrusu takıntılara sahiptir. Yatmadan önce 10 yudum su içmesi, yastıkların 10 defa kabartılması, her konuşmasında cümleleri 1,2,3... şeklinde numaralandırarak söylemesi, hayatında olan biten herkesi ve her şeyi listelemesi gibi... Çocuğun bu denli farklı olması müzisyen olan babası Quinn'in ona bir türlü ısınamamasına, özünde iyi bir adam olsa da, babalık ve kocalık derslerinden sınıfta kalmasına neden olmuştur. Müziğin peşinde geçirdiği bir ömür onu yuvasından daima uzak tutar ve sonuçta çocuğun annesi Belle ile kıydıkları ikinci nikah da boşanmayla sonuçlanır.
Ona çocuğa alışmış ve artık her cumartesi hazırladığı nefis keklerle çocuğun yolunu gözlemektedir. Çocuğun bir öğretmeni tanıdıkları en yaşlı kişiyle röportaj yapmalarını ister. Çocuğun tanıdığı en yaşlı kişi olan Ona'nın da teklifi kabul etmesiyle her cumartesi Ona'nın hayat hikayesini konu alan uzun bir röportaja başlarlar. Çocuk tüm soruları büyük bir titizlik ve harika bir el yazısı ile hazırlamakta ve kadının sesini ses kayıt cihazına kaydetmektedir. Yalnız kendi konuştuğu anlarda makineyi kapatmaktadır. (Kitaptaki bu stile bayıldım. Şöyle ki; biz röportaj kısımlarında sadece Ona'nın cümlelerini okuyoruz. Çocuğun soru sorduğu ya da yorum yaptığı kısımlar yok. Ama bir sonraki cümlede Ona'nın verdiği cevaptan çocuğun ne sorduğunu anlıyoruz ve gerçekten çocuğun görünmeyen ama apaçık hissedilen o naifliği bir anda içinizi ısıtıveriyor. Çok sevdim gerçekten.)
Çocuğun bir diğer takıntılı olduğu konu Guinness Rekorlarıdır. Kim hangi tarihte ne yapmış, nasıl yapmış tüm detayları ezbere bilmektedir. Ona ile sohbetleri sırasında çocuk Ona'nın yaşayan en eski ehliyet sahibi şoför unvanını kazanabileceğini fark eder ve bunu Ona ile paylaşır. Böylece asırlık Ona, çocuk sayesinde yepyeni bir umut ve azimle hayata tutunmaya başlar. Ancak Guinnes' e başvurabilmek için birkaç evrakla birlikte Ona'nın yıllardır görmediği doğum belgesine ihtiyaçları vardır ve bu belgeyi ortaya çıkarıp Ona'nın yaşını ispat etmedikleri sürece Guinnes'e girmek imkansızdır.

Bu arada çocuk Ona'yı ehliyet için sınavlara hazırlamaya ve resmen bir öğretmen gibi çalıştırmaya başlar. Çocuk ve Ona birbirlerine alışmışlardır. Birlikte geçirecekleri daha yedi cumartesi vardır önlerinde. Ancak  bir cumartesi çocuk gelmez. Sonraki cumartesi ve sonraki cumartesi de... Çocuk LQT (uzun QT) hastasıdır ve yanlış ilaç tedavisi nedeniyle gelişen ani bir kalp krizi ile hayata veda etmiştir. Bu durumdan haberi olmayan Ona, çocuğun kendisinden sıkıldığını, diğerleri gibi çekip gittiğini düşünür. Ancak çocuğun babası Quinn,  yapamadığı babalık görevinin vicdani yükünü biraz olsun azaltabilmek ve kalan 7 günlük görevi oğlunun adına tamamlamak üzere çocuğun günlüğünde uzun uzun anlattığı Ona'nın kapısını çalar.
Başta birbirlerine ısınamasalar da Ona ve Quinn zamanla çok iyi arkadaş olacak ve  sadece yedi cumartesi sürecek olan görev, yerini uzun yıllar sürecek bir dostluğa bırakacaktır. Artık Ona ve Quinn'in tek amacı vardır; çocuğun başlattığı Guinness macerasına kaldığı yerden devam etmek...
Kitap  başta da belirttiğim üzere çok çok çok güzel. Çoğu yerde boğazım düğümlenip gözlerim dolsa da,  olmadık anlarda attırdığı kahkahaların sayısı hiç de az değil. Kalbe dokunan, şimdiye kadar da rastlamadığım farklı konusu da beni benden aldı. Kitabın bana göre tek eksiği çocuğun ismi. Yani ne bileyim, bu güzel çocuğun bir ismi olmalıydı bence. Ama ismi olmasa bile milyonda bir görülen bir hastalığa sahip olan bu çocuk, annesinin de dediği gibi gerçekten milyonda bir. Hele kitabın çocuğun gözünden anlatıldığı son sahneleri uzun müddet aklınızdan çıkmayacak. Lütfen hemen bu kitabı edinin, okuyun, çevrenizdekilerin de okumasını sağlayın. Pişman olmayacaksınız. Şimdiden keyifli okumalar, hoşçakalın!

13 Eylül 2017 Çarşamba

Ressamın Çırağı-Charlotte Betts

Yazar Charlotte Betts'in 17yy. Londra'sından kesitler sunduğu Ressamın Çırağı, Merryfields'ta yaşayan Ambrose ailesinin resme yetenekli kızları Beth'in hikayesini anlatıyor.
Ressamın Çırağı-Charlotte Betts
Ambrose ailesi, kendilerine ait evlerini ağır travmalar yaşamış bazı ruh hastalarının tedavi edilmeleri için hizmete açmış, bir nevi onlara sığınak olmuşlardır. Johannes de bu hastalardan biridir. Karısını ve çocuğunu savaşta kaybeden Johannes oldukça başarılı bir ressamdır ve vaktinin büyük çoğunluğunu kendisine verilen atölyede resim yaparak ve Beth'e ders vererek geçirmektedir. Johannes gerçekten iyi bir öğretmendir ve Beth de iyi bir ressam olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
 Ancak dönemin şartlarında bir kadının kendi başına ayakta durması, bir meslek sahibi olması neredeyse imkansızdır. Kadından beklenen en kısa zamanda evlenerek çocuk sahibi olması ve kendisini ailesine adamasıdır. Günümüz cahil kafasından pek de farklı değil sanki:) Evliliğe şiddetle karşı çıkan Beth ayağına kadar gelen fırsatı değerlendirir. Saraydan gelen teklifi kabul eder ve Saray Ressamı olarak işe başlar. Görevi saray bahçesinde yetiştirilen ender bitki ve çiçekleri resmetmektir.
Beth evliliğe karşı olsa da kuzeni Noah' ya aşık olmaktan kurtulamaz. Noah da ona aşıktır ancak Noah'ın sakladığı büyük bir sırrı vardır ve Beth bunu öğrendiğinde tüm dünyası alt üst olur.
Kitap genç aşıkların romantik hikayesini anlatırken Büyük Yangın sonrasında yaşananlara kısmen de olsa ışık tutuyor. Beth'in annesi ve babasının hikayesinin anlatıldığı Eczacının Kızı romanının devamı gibi duruyor ancak sıra gözetmeksizin okuyabilirsiniz. Zira olaylar tarih olarak birbirini izlese de karakterler ve hikayeleri birbirinden tamamen bağımsız.
Ben hikayeyi ve karakterleri sevdim. Üzerimde elbette bir Lisa Gardner etkisine yol açması mümkün değil ama sakin bir hikaye arayanlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...