özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2018 Cuma

Yan Evin Sırrı- Shari Lapena

Çok uzun zamandır aklımda olan ve sadece arka kapak yazısı ile bile beni çok heyecanlandıran bir gerilim romanı; Yan Evin Sırrı.
Yan Evin Sırrı- Shari Lapena
Marco ve Anne evlidir ve 6 aylık bir kız çocukları vardır. Anne doğum sonrasında aldığı kilolar ve psikolojik açıdan yaşadığı sıkıntılar nedeni ile zor günler geçirmektedir. Yan komşuları Cynthia ile Graham, genç çifti akşam yemeğine çağırmış, ancak bebeklerini getirmemelerini rica etmişlerdir.  Anne her ne kadar gitmek istemese de, Marco'nun ısrarına dayanamaz ve çocuk telsizini yanlarına almak, sırayla ve yarım saatte bir kızlarını kontrol etmek şartıyla yemeğe katılmayı kabul eder. 

Gece 12:30 da en son Marco bebeği kontrol eder ancak yarım saat sonra evlerine dönen çift kızlarını yatağında bulamaz. Bebek gitmiştir ve arkasında hiç iz bırakmamıştır. 

Polise haber veren çift perişan durumdadır. Ancak dedektif Rasbach'ın şüpheli listesinin başında, zaman zaman hafıza kaybı yaşayan ve küçüklüğünde sınıf arkadaşına ciddi fiziksel zarar veren Anne ile, Anne'in milyoner ailesinin desteği ile kendisine iş kuran ve son zamanlarda iflasın eşiğine geldiğini herkesten gizleyen Marco bulunmaktadır. 

Kitap inanılmaz sürükleyici ve kurgusu neredeyse mükemmel. Genelde bu kadar girift ilişkilerin yer aldığı kitaplarda zincir bir yerde kopar ve sonrasında saçma bir şekilde bağlanır. Ama Yan Evin Sırrı'nda Shari Lapena gerçekten iyi iş çıkarmış. Kitabı çok beğendim, hatta bir akşam annemle babama anlattım. Bayağı ilgiyle dinlediler:)  Tavsiye ederim herkese, keyifli okumalar şimdiden:)

12 Kasım 2018 Pazartesi

Kızım- Jane Shemilt

Taslaklarda bekleyen onlarca kitap var ancak bu kitabı henüz bitirmişken ve detaylar aklımdayken paylaşmak istedim. Kızım, olayları anlatım tekniği ile sıra dışı, konusu ile merak uyandıran bir roman.
Kızım- Jane Shemilt
Doktor olan Jenny, ünlü bir beyin cerrahı olan eşi, liseye giden 15 yaşında Naomi adında bir kızı ve ikiz erkek çocukları olan mutlu bir annedir. Jenny klinikte son derece yoğun çalışmaktadır, eşi de aynı şekilde ameliyattan ameliyata koşturmaktadır. Naomi okulun bir tiyatro gösterisi için uzun saatler provaya kalmakta, ikizler ise sınav ve spor antrenmanları ile boğuşmaktadır. Buna rağmen Jenny, hayatlarının kendi içinde bir ahenge sahip olduğundan ve her şeyin olması gerektiği gibi kusursuz ilerlediğinden emindir.
Naomi okul gösterisinden önceki son provasından sonra eve dönmez ve Jenny'nin çok sağlam olduğunu düşündüğü mutlu aile tablosu, gözlerinin önünde yıkılmaya başlar. Ortaya saçılan sırlar, Jenny'nin tüm dünyasını yerle bir eder.
Kitap Naomi'nin kaybını baz alarak "15 Gün Önce, 1 Yıl Sonra " gibi bölümler halinde okuyucuya sunulmuş. Böylece Jenny ve ailesinin olaydan önce neler yaşadığını ve olaydan sonra ne hale geldiklerini mukayese ederek takip edebiliyoruz. Başlangıçta oldukça kafa karıştırıcı olduğunu düşünsem de adapte olduktan sonra bu teknik beni daha fazla rahatsız etmedi. Hatta zamanda bir ileri bir geri gitmek hoşuma bile gitti. Bununla birlikte kitabın sonu maalesef beni mutlu etmedi. Buna ilişkin altta ufak bir spoiler verdim. Çok arada kaldığım bir kitap oldu. Kesinlikle okuyun ya da asla okumayın diyemiyorum bu nedenle. Olur da okursanız, beklentilerinizi -en azından final açısından- düşük tutun.



****Spoiler ****


Kitabın içeriğinden çok fazla bahsetmek istemiyorum ancak ufak bir spoiler vermeden de yazmamın imkanı yok. Son sayfaya kadar Naomi'ye ne olduğunu ölesiye merak ettim. Elbette bunu burada açıklamayacağım ancak Jenny karakteri kitabın sonlarına doğru o kadar ayakta uyuyan ve ahmak bir pozisyona sokulmuş ki kızmadan edemedim. Mevzu bahis 15 yaşında bir çocuk ve kadının kızını bu denli rahat bırakma hali cidden canımı sıktı. "Hey merhaba, kızın elden gidiyor, uyan istersen" falan şeklinde bağırmak ve Jenny'yi tokatlamak istedim açıkçası. Halen Naomi'nin ailesine bu boyundan büyük kininin sebebini anlamış değilim. Diğer çocuklar derseniz, girmedikleri yanlış yol kalmamış ama kadının dünyadan haberi yok. Aynı şekilde onların de neden bu kadar tepkili olduğu konusu çok muallakta. Kocası kendisine ikinci bir hayat kurmuş ama Jenny hala mükemmel bir evlilikleri olduğunu sanıyor falan. Sadece özel yaşantısında değil, meslek hayatında da işaretleri yanlış okuyan, her şeyi olmayacak şekilde farklı anlayan bir kadının realitesinin olmadığı kanaatindeyim. Ortada bu kadar kopuk bir aile varsa, ailedeki tüm fertler bunun bilincindedir, çünkü gerçek hayat böyledir. Herşeye rağmen fertlerden biri tüm resmi pembe görüyorsa ya kördür ya da aptal. Bence Jenny ikinci gruba dahil. Okurken meraklandırdığı bir gerçek ama olayların ulaştığı sonuç tam bir fiyasko!

***

5 Kasım 2018 Pazartesi

Elveda Haziran-Sarah Jio

Elveda Haziran, geçmişle günümüzü harmanlandığı, akıcı kurgusu ve insanın içini ısıtan hikayesiyle okuru kendine bağlayan klasik bir Sarah Jio romanı.
Elveda Haziran-Sarah Jio
Bankacı olarak kariyer yapan June, iş yaşamının zorlukları ve yaşadığı stres nedeniyle zor günler geçirmektedir. Ailesiyle uzun yıllar önce bağlarını koparan June, kendisini ve kız kardeşini büyüten teyzesinin öldüğünü ve kendisine miras olarak Mavi Kuş Kitabevi'ni bıraktığını belirten bir mektup alır. Mavi Kuş Kitabevi, June çocukken teyzesinin kasabanın küçüklerine masallar okuduğu büyüleyici bir yerdir.
June bunun üzerine hem işe bir süre ara vermek hem de kitabevinin satış işlemlerini tamamlamak üzere yola çıkar. Ancak Rugby Teyze oldukça sıra dışı bir kadındır ve tüm sırlarını evin farklı yerlerine gizlediği mektuplarla anlatmıştır. June mektupları okudukça teyzesinin çok farklı bir hayatı olduğunu anlar. Teyzesinin vasiyeti üzerine tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği kariyerini bir kenara bırakan June, Mavi Kuş Kitabevi'ni eski günlerine döndürmek için var gücüyle çalışmaya başlar.
Elveda Haziran, ismiyle müsemma, romanın kahramanı June'a da gönderme yapan hoş bir kitap. Daha önce de demiştim. Sarah Jio romanlarını ben genel olarak iki ağır roman arasında dinlenmek için ya da uzun yolculuklarda oyalanmak için tercih ediyorum. Sarah Jio kitaplarına aşinaysanız çok da sürpriz yaşamıyorsunuz ve beklentilerle elde ettikleriniz dengede olacağından kitaptan keyif almanız da kaçınılmaz oluyor. Tavsiye ederim:)

31 Ekim 2018 Çarşamba

Deşifre Deha- Mai Jia

Deşifre Deha bugüne kadar okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. Kitap; üstün zekalı Jinzhen'in kimsenin çözemediği bir şifreyi çözmek için koca bir ömrü nasıl harcadığını anlatıyor.
Deşifre Deha- Mai Jia
Küçük Rong Jinzhen Asperger sendromlu, yarı-otistik bir matematik dehasıdır. Pek çok insana göre garip davranışlara sahip olsa da, dikkatli gözlerin Jinzhen'i keşfetmesi uzun sürmez ve Jinzhen için sonu Çin Gizli Servisi Unit 701'in kriptografi bölümünde sonlanacak müthiş bir eğitim hayatı başlar. Çin'in en iyi şifre kırıcısı olarak işe başlayan Jinzhen'in tek hedefi, o güne dek kimse tarafından çözülememiş olan Code Purple'ı çözmektir. 
Giderek içine kapanan, çok sınırlı dahil olduğu tüm sosyal çevresinden bütünüyle izole olan Jinzhen en nihayetinde şifreyi kırar, ancak bunun bedeli çok ağır olacaktır. 
Kitabın şifrelerden bahsetmesi bir yana, okurken farkında olmadan siz de bir şifre çözücü pozisyonuna girip  zihnen takip ettiğiniz ipuçları ile sonuca varmaya çalışıyorsunuz. Bunun tam olarak nasıl olduğunu açıklayamam ama kitabı okursanız ne demek istediğimi anlayacağınızdan eminim. Başta da belirttiğim gibi, çok ilginç bir konu çok farklı şekilde anlatılmış. Benim için güzel bir deneyimdi, yarattığı beyin fırtınası da cabası. Kesinlikle tavsiye ederim, keyifli okumalar!

30 Ekim 2018 Salı

Tatlı Bir İhtiyarın Karmakarışık Dosyaları- E. L. Konigsburg

En az yetişkin romanları kadar çocuk romanlarını da seven, Savaş ve Barış'ı kütüphanede yerine yerleştirirken yan gözle Define Adası'nı kesip "ilk fırsatta tekrar!" diye içinden geçiren bir insan olduğum için, çocukken yaşadığım mutluluklara hala aşinayım ve E. L. Konigsburg'un Tatlı Bir İhtiyarın Karmakarışık Dosyaları gibi güzellikleri kaçırmadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
Tatlı Bir İhtiyarın Karmakarışık Dosyaları- E. L. Konigsburg

Ailesinin kendi değerini anlaması gerektiğini düşünen Claudia,  uzun zamandır evden kaçma planları yapmakta ve para biriktirmektedir. Evden kaçacak ve New York'un en ünlü müzesinde saklanacaktır. Bu iş için pinti kardeşi Jamie'yi de ikna eden Claudia vakit kaybetmeden planını uygulamaya koyar. 
Kaçakların  işi rast gider ve bir şekilde müzeye yerleşirler. Temel ihtiyaçlarını bir şekilde düzene koyan kardeşlerden Jamie bütçeden sorumluyken, Claudia ise stratejik karar alma mekanizması olarak çalışır. 
Bir süre sonra Claudia, iç dünyasında kaçmakla hedeflediği farklılığı hala yakalayamamış olduğunu fark eder. Değişen hiç bir şey yoktur.  Bu arada uzmanları bile şaşkına çeviren minik bir heykelcik bulan Claudia, bu heykeli kimin yaptığını öğrenmeden müzeden ayrılmamaya karar verir. heykelin bir önceki sahibi tatlı ve yaşlı ihtiyar Bayan Basil E. Frenkweiler'dır ve Claudia ile Jamie heykelciğin sırrını çözmek için onu ziyaret etmeye karar verirler. 
Evden kaçarak müzede yaşamaya başlamanın fikri bile heyecan verici değil mi? Geceleri tarihi yataklarda uyuyup sabah ziyaretçi gibi takılmak... Bence kitabın konusu çok tatlı ve eğlenceli olması bir yana verdiği mesajlarla bile okunmaya değer. Çok çok sevdim ve büyük küçük herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)

23 Ekim 2018 Salı

Bülbül-Kristin Hannah

Hayranı olduğum, yeni kitabı çıksın diye dört gözle beklediğim, her romanında istisnasız göz yaşlarına boğulduğum Kristin Hannah bu defa sanırım herkesi şaşırttı ve şimdiye dek anlattığı aile ilişkilerini tarihle harmanlayarak öncekilerden çok daha olgun, çok daha gerçekçi bir hikayeyle çıktı karşımıza.  Bülbül,  kurgusuyla, gerçekçi hikayesi ve kahramanlarıyla çok etkileyici bir roman ve şimdiden en sevdiklerim arasında yerini aldı bile.
Roman, II. Dünya Savaşı yıllarında Fransa'da geçiyor. Vivian ve İsabelle iki kız kardeştir. Anneleri onlar henüz çok küçükken ölmüş, babaları ise kabuğuna çekilmiş ve kızlarla tüm alakasını kesmiştir. Vivian Antoine ile evlenerek bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir ve kendi küçük dünyasında mutlu bir hayat sürmektedir.
Şimdiye dek girdiği tüm okullarda sorun yaşayan 18 yaşındaki İsabelle ise, son yatılı okulundan da atılmıştır. Gidecek yeri olmayan İsabelle, ablasının yanına sığınır. Savaş şiddetini artırınca, Vivian'ın kocası cepheye çağrılır. Vatan aşkıyla yanan güzeller güzeli İsabelle ise Vivian'ın tüm itirazlarına rağmen direnişçilere katılır.
Kızıyla baş başa kalan Vivian için açlık, soğuk, korku, zulüm ve düşman askerleriyle sınanacağı zorlu günler başlar.
Roman da Vivian ve İsabelle oldukça zıt karakterler olmalarına rağmen bir elmanın iki yarısı kadar da birbirlerini tamamlıyorlar. İsabelle güzelliği, aşkı, cesareti ve yanlışı doğruyu çevirmek için verilecek savaşı, Vivian ise anaçlığı, sevgiyi, sabrı ve fedakarlığı temsil ediyor. İsabelle haksızlığa tahammül edemeyip hiç düşünmeden kendini ateşlere atarken, Vivian her kaybı için bahçesindeki elma ağacına bir kurdele bağlamayı tercih ediyor ve kızı için başına gelen her felakete sessizce teslim oluyor.
Kristin Hannah Bülbül'de roman yazmanın ötesinde adeta bir film sahnesi yaratmış. Okurken tüm anlatılanlar birer birer gözünüzde canlanıyor ve kahramanların yaşadıklarını onlarla beraber derinden hissediyorsunuz. Vivian'ın evinde etkileyici şekilde tanımlanan soğuğa ve açlığa rağmen yataktan kalkıp yiyecek bulmak için dışarı çıkmak zorunda olmaları gibi... Gerçekten iliklerime kadar hissettim ve yine gözyaşlarıyla bitirdim bu güzel kitabı. Herkese tavsiye ederim, keyifli okumalar.

22 Ekim 2018 Pazartesi

En Uzun Yaz- Jennifer L. Holm

Her ne kadar gençler için yazılmış olsa da eline alan kişiyi yaşına bakmaksızın kendine bağlayacak, bir solukta okunacak çok güzel bir kitapla karşınızdayım: Jennifer L. Holm'dan En Uzun Yaz. 
En Uzun Yaz- Jennifer L. Holm
 11 yaşındaki Penny annesi, büyükannesi ve büyükbabası ile yaşamaktadır ve dondurma, beyzbol ve yüzme dısşında ciddi bir derdi yoktur. İtalyan asıllı babasının ailesi ile annesinin ailesi yıllardır birbirleriyle görüşmemektedir. Ancak sürekli hastalık kapacağı korkusuyla yüzmeye ya da sinemaya gitmesine izin vermeyen baskıcı annesi ve hiç de geleneksel olmayan annesinin ailesine karşılık, Penny babasının renkli, eğlenceli ve son derece geleneksel akrabalarıyla zaman geçirmektan çok hoşlanmaktadır.
Çevresindeki hiç kimseden babasının ölümü ile ilgili net bir bilgi elde edemeyen Penny, 1953 yılının yazında bu konuyu derinlemesine araştırmaya karar verir. Ancak yaşanan feci bir kaza, aileleri bir araya getirir ve Penny'nin aradığı tüm cevaplar teker teker önüne dökülür.
Kitabı -tasvip etmediğim ve anlamsız bulduğum bir kaç nokta hariç- çok sevdim. Yazarın kendi İtalyan asıllı ailesinden esinlenerek anlattığı, benim de normalde çok büyük sempati duyduğum uzun yemekler, bol gürültülü ve şenlikli İtalyan sofraları, kitabın en eğlenceli anlarıydı. 
İçinizi ısıtacak güzel bir hikaye arıyorsanız, En Uzun Yaz'ı kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)

16 Ekim 2018 Salı

Şeytanın Çocuğu-Jerry Coyne

Bir kitabı okurken, kitapta yaşananların gerçek olduğunu bilmek, hem kitapla hem de kitabın kahramanıyla aranızda çok başka bir bağ kurulmasını sağlıyor ve nereden bakarsanız bakın, bu tarz bir kitabı yazmak da okumak da cesaret istiyor. Yazar Jerry Coyne tarafından kaleme alınan ve bizzat kendi yaşadıklarını anlattığı Şeytanın Çocuğu da buna iyi bir örnek...

Şeytanın Çocuğu-Jerry Coyne
Jerry Coyne anne ve babasının kendisini terk etmesi üzerine bir bakım evine yerleştiriliyor. Burada önce tacize, ardından  sayısı haftada 3-4'ü bulan tecavüze uğruyor. Sessiz kalması için sürekli tehdit edilen, canı yakılan, türlü işkenceler gören Jerry, durumu idareye bildirse de değişen bir şey olmuyor. Üstelik bakım evinde kendisi gibi pek çok çocuğun olduğunu öğreniyor. Ancak öldürülme korkusu Jerry'yi sessizliğe, kekemeliğe, ürkekliğe mahkum ediyor ve kendine güveni olmayan saldırgan bir çocuğa dönüştürüyor.
İlerleyen yıllarda da çocukluğunun izlerini taşıyan Jerry nihayet hayatının aşkını buluyor. Geçmiş anılarından kurtulmak ve temiz bir sayfa açabilmek için hukuki mücadele başlatan Jerry, kendisine tecavüz eden kişiyi en sonunda mahkum ettiriyor. 
Kitap yeniden doğuşun, vazgeçmeyişin, düşülse bile her defasında hiç yılmadan ayağa kalkışın hikayesi aslında...Üstelik bunu yapan kimsesiz, yapayalnız bir çocuk. Çok kalp kırıcı, çok hüzünlü, insanın içini acıtan ve okurken yumrukları sıktıran bir kitap aynı zamanda. Gerçek olması, şu an şu saniye bile dünyanın bilmediğimiz kuytu bir yerinde minicik bir bedenin birileri tarafından darba, tacize ya da tecavüze uğruyor olması...Başta dediğim gibi okumak cesaret ister, yaşaması kim bilir ne zordur. Böyle kitaplar tavsiye edilmez malum, dayanabilirseniz okuyun...
Arka kapak yazısını da adetim olmamasına rağmen eklemek istiyorum buraya, çünkü bu hislerin tamamı gerçek...
"Acımasız bir insan değilim, ama bana yaptıklarından dolayı asla affedemeyeceğim insanlar var. İyi bir insan olma isteğime karşın, bu kişilerin cehennemde çürümelerini, kurtuluşun beyaz ışığını asla görememelerini ya da lekeli ve kararmış ruhlarının bu ölümlü bedenlerini terk etme zamanı geldiğinde meleklerin kanat seslerini asla duyamamalarını içtenlikle diliyorum. Korkunç bir şey söylediğimin farkındayım, ama çocukluğumun hikayesini okuduğunuzda neden böyle hissettiğimi belki anlarsınız."

12 Ekim 2018 Cuma

Hayalet Şövalye-Cornelia Funke

Çok ama çok güzel bir kapağı olduğundan ve güzel kapaklı çocuk kitaplarına dayanamadığımdan aldığım ve keyifle okuduğum bir kitap Hayalet Şövalye.
Hayalet Şövalye-Cornelia Funke
11 yaşındaki Jon'un babası o dört yaşındayken ölmüştür. Annesi ikinci evliliğini bir dişçiyle yapmıştır. Esasında iyi bir adam olmasına rağmen Jon, yeni babasından kurtulmak için her şeyi yapar. Evde çıkan huzursuzluklara dayanamayan Jon'un annesi, onu Salisbury'de bir yatılı okula gönderir. Jon ne kadar dirense de annesi kararından dönmez. 
Yatılı okulda kaldığı ilk gece Jon'un penceresinin altına üç tane hayalet gelir. Korkudan ne yapacağını şaşıran Jon başına gelen ya da gelecek olan olaylarla mücadele etmesine yardımcı olabilecek olan Ella ile tanışır. 
Konusu, kurgusu her şeyiyle çok güzel bir kitaptı. 11-12 yaş çocukların hayal dünyasına hitap etse de, ben herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar!

Gündüz Sefası- Sarah Jio

Eserlerinde geçmişle geleceği paralele çeken ve sonunda mutlaka bir noktada kesiştirip harmanlayan Sarah Jio'nun Gündüz Sefası romanı,diğer kitaplarının yanında sönük kalsa da Ada karakterinin hikayesinin devamı niteliğinde olduğundan es geçemeyeceğim bir kitaptı.
Gündüz Sefası-Sarah Jio
Genç ve güzel Penny, yakışıklı ve çok ünlü  bir ressamla evlenerek  kocasının göl evinde yaşamaya başlar. Penny'nin tek dileği sevdiği adamdan bir çocuğu olmasıdır. Ancak kocası vaktinin çoğunu resim yaptığı atölyesinde geçirmekte, Penny ile gerektiği gibi ilgilenmemektedir. Giderek yalnızlaşan Penny,  tekne işleriyle uğraşan Collins'e aşık olur. Collins'in yaptığı Catalina adlı tekneyle kaçmaya karar veren çiftin planları, Penny'nin aniden ortadan kaybolması ile suya düşer. 
Ada, New York'ta yaşayan ünlü bir gazetecidir. Yoğun şekilde çalıştığından eşini ve çocuğunu sürekli ihmal etmektedir. Yaşanan bir kaza neticesinde hem oğlunu hem de eşini kaybeder. Aradan geçen iki yıl neticesinde toparlanamayan Ada, doktorunun tavsiyesi ile şehri terk eder ve Seattle'da tekneden oluşan bir göl evi kiralar. 
Ada kiraladığı bu evde yıllar önce yaşayan ve bir anda ortadan kaybolan Penny'nin hikayesini duyar ve olayı araştırmaya başlar. Ancak uzun yıllardır Tekneler Caddesi'nde yaşayan sakinlerin hiç biri bu konu hakkında konuşmak istemez. Ada, kendi teknesinde Penny'e ait eski bir sandık bulur ve Penny'ye gerçekte ne olduğunu bulabilmek için geçmişin izlerini takip etmeye başlar. 

Sarah Jio yazdığı romanlarla sağlam bir kemik kitle edindi. Bu nedenle romanın kalitesi artsa da eksilse de bu kitle onu hep takip edecektir. Ben kitaplarını kolay okunur bulduğumdan, genelde mola niyetine tercih ediyorum. Kitap sonlarının da son zamanlarda feci şekilde tahmin edilebilir olduğunu düşünüyorum. Herkese keyifli okumalar!

Bülbülü Öldürmek-Harper Lee

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."cümlesiyle kalpleri titreten Bülbülü Öldürmek, Nelle Harper Lee'nin ilk ve kısa bir süre öncesine kadar da tek romanı.
Bülbülü Öldürmek-Harper Lee
Romanda 1930'ların Alabama'sında siyahilere karşı yapılan ırkçılık ve eşitsizlik gibi sınıfsal olaylar, Finch ailesinin  küçük üyesi Scout'un ağzından anlatılıyor.
Scout, ağabeyi Jem, avukat olan babası Atticus ve çalışanları Calpurnia ile mutlu mesut yaşamaktadır. Bir gün dürüstlük timsali Atticus, siyahi bir gencin savunmasını üstlenir ve o güne kadar herkes tarafından sevilen Atticus, bir anda neredeyse tüm kasabanın tepki gösterdiği ve hedef aldığı bir isme dönüşür. Ailenin geri kalanı da bu durumdan nasibini alır. Çünkü savunduğu siyahi genç, beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanmaktadır. Sakin kasaba, herkesin içindeki ırkçıyı ortaya çıkardığı bir kaosa teslim olur.
Atticus yargılama aşamasında bildiği ve inandığı prensiplerden asla taviz vermez, adaleti ve hukuku savunmaya devam eder. Son savunmasında, aslında en çok da günümüzde olmasını dilediğimiz bir noktaya parmak basar: Hukuk herkesi eşit gören tek kurumdur.
Öncelikle, çocukların ağzından anlatılan romanları çok sevdiğimi belirtmeliyim. Bunu hakkını vererek yapmak için çocuk gibi düşünebilmek, empati kurabilmek ve olayları o yaş seviyesine göre değerlendirebilmek gerekir. Romandaki Scout 8 yaşında henüz ve romanın dili de tıpkı 8 yaşındaki bir çocuğun konuşması gibi düz, sade ve son derece akıcı. Kolay okunan bir roman olmasının da romanın bu denli geniş bir kitleye ulaşmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Bu arada, Scout ve Jem'in arkadaşı olan ve yaz tatillerinde kasabaya gelen Dill karakteri çok şekerdi, sizin de seveceğinizden eminim:) Bu güzel romanı herkese tavsiye ederim, keyifli okumalar.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Gölge Kadın-Linda Howard

Oldukça sürükleyici, finaliyle okuyucuyu şaşırtan bir romanla karşınızdayım. Linda Howard'ın tarzını seviyorum ve Gölge Kadın da beni yanıltmayan bir seçim oldu.

Gölge Kadın-Linda Howard

Lizzy bir sabah uyanır ve aynaya baktığında kendi yüzünü tanıyamaz. Yaşadığı şokla dengesi bozulan  Lizzy aniden fenalaşır. Kendine geldiğinde işe gidemeyecek kadar hasta olduğunu anlar ve patronunu arayarak durumu haber verir. Ancak patronu çok şaşırır çünkü Lizzy son 5 senedir hiç hastalanmamıştır.  
Tüm hayatı saat saat, dakika dakika otomatiğe bağlanmış rutinlerden oluşan Lizzy bir anda son iki yılını hatırlamadığını fark eder. Dahası bu duruma eşlik eden bir his daha vardır: İzlenmektedir!
Lizzy beynini zorlayarak geçmişi hatırlamaya her çalıştığında kusmanın da eşlik ettiği bayılmalar yaşamaktadır. Bir süre sonra kontrolü ele alır ve kendinden geçmeden, yavaş yavaş hafızasını tazelemeye başlar. Ancak bunu yaparken hiç dikkat çekmemeli, rutinini bozmamalı, bozduğunda ise  bunu kimse anlamamalıdır.
Diğer tarafta bir grup insan Lizzy'i onlarca kamerayla izlemekte, hayatının her anını kaydetmektedir. Grup lideri Lizzy'deki değişimi ve onun geçmişi hatırlamaya başladığını anlamıştır ve çok geç olmadan onu durdurmak için harekete geçer.
Son derece sürükleyici bir konuya ve sürpriz bir finale sahip Gölge Kadın. Tavsiye ederim, keyifli okumalar şimdiden:)

16 Kasım 2017 Perşembe

Kor Adası-Kimberley Freeman

Sürükleyici kurgularıyla kısa sürede takip ettiğim yazarlardan biri haline gelen Kimberley Freeman'ın aylar önce okuduğum ilk romanı olan Kor Adası farklı zamanlarda yaşamış kadınların sırlarla dolu hikayelerini ve bu hikayelerin çarpıcı tesadüflerle nasıl birbirine bağlandığını anlatıyor.
Kor Adası-Kimberley Freeman

Aslında kendi adıma şöyle bir tespitte bulunmak istiyorum.Daha doğrusu kafamda çoktan kemikleşmiş düşünceyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sarah Jio'yu ilk okuduğum sıralarda, geçmiş ve günümüzde yaşanan, kahramanları çoğunlukla pek çok sırra sahip kadınlar olan, günümüzdeki kadın kahramanın inzivaya çekildiği okyanus manzaralı eski evde bulduğu mektuplar, günlükler, vs. şeklinde bir vasıtayla geçmişi araştırmaya başladığı ve eninde sonunda o büyük sırrı çözdüğü romanları çok sevmiştim. Hala seviyorum. Ancak Sarah'nın hikayeleri sanki -nasıl desem- biraz basitleşti, sonu benim açımdan kolayca tahmin edilebilir ve sürprizsiz hale geldi. Bu roman türü Sarah ile doğmadı elbette ama onunla ivme kazandığı da bir gerçek. Madem bu tür artık aldı başını yürüdü ve görünen o ki daha da uzun yıllar yazarlarına epey ekmek yedirecek; o halde bu yarışı aynı türü daha farklı, daha şaşırtıcı ve daha fazla düğüm barındıran ancak  hepsinin kusursuz şekilde cevap bulduğu hikayeler kazanacak. Kimberley bu anlamda bir tık ilerde sanki. Özetle; Sarah kendini yenilemeli, Kimberley aynen devam etmeli, ta ki Sarah kendisini yakalayana kadar:)
Bu uzun girişten sonra kitabın konusuna gelecek olursak... 1891 yılında genç bir kız olan Tilly, büyük babasının isteği üzerine mükemmel olduğunu düşündüğü bir evlilik yapar. Büyük babasının ölümü üzerine Tilly, eşiyle yaşamak üzere büyük babasının evinden ayrılır. Mutlu bir aile hayatının hayalini kuran Tilly, eşinin bir metresi olduğunu, dahası kendisini sadece bir banka olarak gördüğünü öğrenince yıkılır. Sonrasında yaşanan felaketler Tilly'nin farklı bir kimlikle Avustralya'ya gitmesine neden olur. Avustralya'da bir malikanede cezaevi müdürünün kızına mürebbiyelik yapmaya başlayan Tilly'nin hayatı tam düzene girmişken geçmişin gölgesi her şeyi altüst eder. 
2012 yılında yazdığı kitaplarla büyük başarı yakalayan Nina, yazma konusunda bir tıkanma sürecine girer ve biraz kendini dinlemek ve yeniden yazabilmek için büyük annesinin Avustralya'daki malikanesine gider. Aslında Nina başarısını büyük annesinin taslak olarak bıraktığı romanı günümüze uyarlamaya borçludur ancak bu konu sırdır. Malikanede yeni romanını bitirmeye çalışan Nina, tesadüfen evin duvarları arasına gizlenmiş olan 13 yaşındaki Nell'in günlüklerini bulur. Nell, Tilly'nin mürebbiyeliğini yaptığı cezaevi müdürünün kızıdır. Nina her şeyi bir kenara bırakıp bu günlüklerin peşine düşer.
Başta da belirttiğim üzere son derece sürükleyici bir roman. Özellikel Sarah Jio sevenler hiç yabancılık çekmeyecek, hatta belki daha çok sevecek. Şimdiden keyifli okumalar, hoşçakalın!

24 Ekim 2017 Salı

Milyonda Bir Çocuk-Monica Wood

Çok hüzünlü, çok komik, çok etkileyici ve sarsıcı bir romanla karşınızdayım. Milyonda Bir Çocuk beni resmen kalbimden vurdu ve buraya yazılmayı bekleyen onlarca kitaba rağmen önce bu kitabı paylaşmak istedim.
Milyonda Bir Çocuk-Monica Wood
11 yaşındaki kahramanımız izci grubundadır ve her cumartesi günü 104 yaşındaki asırlık Ona Vitkus'un bahçesindeki kuş yemliklerini doldurmasına yardım etmektedir. Ona, başlarda bu çocuğun da diğerleri gibi gelip geçici olduğunu düşünür ancak çocuğu tanıdıkça düşüncelerinde yanıldığını anlar. Zamanla bu çok yaşlı ve çok genç iki insan arasında en derin sırların dahi paylaşıldığı mükemmel bir dostluk başlar.
Çocuk bazı garip davranışlara daha doğrusu takıntılara sahiptir. Yatmadan önce 10 yudum su içmesi, yastıkların 10 defa kabartılması, her konuşmasında cümleleri 1,2,3... şeklinde numaralandırarak söylemesi, hayatında olan biten herkesi ve her şeyi listelemesi gibi... Çocuğun bu denli farklı olması müzisyen olan babası Quinn'in ona bir türlü ısınamamasına, özünde iyi bir adam olsa da, babalık ve kocalık derslerinden sınıfta kalmasına neden olmuştur. Müziğin peşinde geçirdiği bir ömür onu yuvasından daima uzak tutar ve sonuçta çocuğun annesi Belle ile kıydıkları ikinci nikah da boşanmayla sonuçlanır.
Ona çocuğa alışmış ve artık her cumartesi hazırladığı nefis keklerle çocuğun yolunu gözlemektedir. Çocuğun bir öğretmeni tanıdıkları en yaşlı kişiyle röportaj yapmalarını ister. Çocuğun tanıdığı en yaşlı kişi olan Ona'nın da teklifi kabul etmesiyle her cumartesi Ona'nın hayat hikayesini konu alan uzun bir röportaja başlarlar. Çocuk tüm soruları büyük bir titizlik ve harika bir el yazısı ile hazırlamakta ve kadının sesini ses kayıt cihazına kaydetmektedir. Yalnız kendi konuştuğu anlarda makineyi kapatmaktadır. (Kitaptaki bu stile bayıldım. Şöyle ki; biz röportaj kısımlarında sadece Ona'nın cümlelerini okuyoruz. Çocuğun soru sorduğu ya da yorum yaptığı kısımlar yok. Ama bir sonraki cümlede Ona'nın verdiği cevaptan çocuğun ne sorduğunu anlıyoruz ve gerçekten çocuğun görünmeyen ama apaçık hissedilen o naifliği bir anda içinizi ısıtıveriyor. Çok sevdim gerçekten.)
Çocuğun bir diğer takıntılı olduğu konu Guinness Rekorlarıdır. Kim hangi tarihte ne yapmış, nasıl yapmış tüm detayları ezbere bilmektedir. Ona ile sohbetleri sırasında çocuk Ona'nın yaşayan en eski ehliyet sahibi şoför unvanını kazanabileceğini fark eder ve bunu Ona ile paylaşır. Böylece asırlık Ona, çocuk sayesinde yepyeni bir umut ve azimle hayata tutunmaya başlar. Ancak Guinnes' e başvurabilmek için birkaç evrakla birlikte Ona'nın yıllardır görmediği doğum belgesine ihtiyaçları vardır ve bu belgeyi ortaya çıkarıp Ona'nın yaşını ispat etmedikleri sürece Guinnes'e girmek imkansızdır.

Bu arada çocuk Ona'yı ehliyet için sınavlara hazırlamaya ve resmen bir öğretmen gibi çalıştırmaya başlar. Çocuk ve Ona birbirlerine alışmışlardır. Birlikte geçirecekleri daha yedi cumartesi vardır önlerinde. Ancak  bir cumartesi çocuk gelmez. Sonraki cumartesi ve sonraki cumartesi de... Çocuk LQT (uzun QT) hastasıdır ve yanlış ilaç tedavisi nedeniyle gelişen ani bir kalp krizi ile hayata veda etmiştir. Bu durumdan haberi olmayan Ona, çocuğun kendisinden sıkıldığını, diğerleri gibi çekip gittiğini düşünür. Ancak çocuğun babası Quinn,  yapamadığı babalık görevinin vicdani yükünü biraz olsun azaltabilmek ve kalan 7 günlük görevi oğlunun adına tamamlamak üzere çocuğun günlüğünde uzun uzun anlattığı Ona'nın kapısını çalar.
Başta birbirlerine ısınamasalar da Ona ve Quinn zamanla çok iyi arkadaş olacak ve  sadece yedi cumartesi sürecek olan görev, yerini uzun yıllar sürecek bir dostluğa bırakacaktır. Artık Ona ve Quinn'in tek amacı vardır; çocuğun başlattığı Guinness macerasına kaldığı yerden devam etmek...
Kitap  başta da belirttiğim üzere çok çok çok güzel. Çoğu yerde boğazım düğümlenip gözlerim dolsa da,  olmadık anlarda attırdığı kahkahaların sayısı hiç de az değil. Kalbe dokunan, şimdiye kadar da rastlamadığım farklı konusu da beni benden aldı. Kitabın bana göre tek eksiği çocuğun ismi. Yani ne bileyim, bu güzel çocuğun bir ismi olmalıydı bence. Ama ismi olmasa bile milyonda bir görülen bir hastalığa sahip olan bu çocuk, annesinin de dediği gibi gerçekten milyonda bir. Hele kitabın çocuğun gözünden anlatıldığı son sahneleri uzun müddet aklınızdan çıkmayacak. Lütfen hemen bu kitabı edinin, okuyun, çevrenizdekilerin de okumasını sağlayın. Pişman olmayacaksınız. Şimdiden keyifli okumalar, hoşçakalın!

13 Eylül 2017 Çarşamba

Ressamın Çırağı-Charlotte Betts

Yazar Charlotte Betts'in 17yy. Londra'sından kesitler sunduğu Ressamın Çırağı, Merryfields'ta yaşayan Ambrose ailesinin resme yetenekli kızları Beth'in hikayesini anlatıyor.
Ressamın Çırağı-Charlotte Betts
Ambrose ailesi, kendilerine ait evlerini ağır travmalar yaşamış bazı ruh hastalarının tedavi edilmeleri için hizmete açmış, bir nevi onlara sığınak olmuşlardır. Johannes de bu hastalardan biridir. Karısını ve çocuğunu savaşta kaybeden Johannes oldukça başarılı bir ressamdır ve vaktinin büyük çoğunluğunu kendisine verilen atölyede resim yaparak ve Beth'e ders vererek geçirmektedir. Johannes gerçekten iyi bir öğretmendir ve Beth de iyi bir ressam olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
 Ancak dönemin şartlarında bir kadının kendi başına ayakta durması, bir meslek sahibi olması neredeyse imkansızdır. Kadından beklenen en kısa zamanda evlenerek çocuk sahibi olması ve kendisini ailesine adamasıdır. Günümüz cahil kafasından pek de farklı değil sanki:) Evliliğe şiddetle karşı çıkan Beth ayağına kadar gelen fırsatı değerlendirir. Saraydan gelen teklifi kabul eder ve Saray Ressamı olarak işe başlar. Görevi saray bahçesinde yetiştirilen ender bitki ve çiçekleri resmetmektir.
Beth evliliğe karşı olsa da kuzeni Noah' ya aşık olmaktan kurtulamaz. Noah da ona aşıktır ancak Noah'ın sakladığı büyük bir sırrı vardır ve Beth bunu öğrendiğinde tüm dünyası alt üst olur.
Kitap genç aşıkların romantik hikayesini anlatırken Büyük Yangın sonrasında yaşananlara kısmen de olsa ışık tutuyor. Beth'in annesi ve babasının hikayesinin anlatıldığı Eczacının Kızı romanının devamı gibi duruyor ancak sıra gözetmeksizin okuyabilirsiniz. Zira olaylar tarih olarak birbirini izlese de karakterler ve hikayeleri birbirinden tamamen bağımsız.
Ben hikayeyi ve karakterleri sevdim. Üzerimde elbette bir Lisa Gardner etkisine yol açması mümkün değil ama sakin bir hikaye arayanlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar:)

12 Eylül 2017 Salı

Korkuluklar-Michael Marshall Smith

Korkuluklar; İngiliz yazar Michael Marshall Smith'in 2002 yılında yazdığı The Straw Men Trilogy adlı üçlemenin ilk kitabı. Diğer iki kitap henüz Türkçe'ye çevrilmemiş ancak umarım bu yazarın tüm kitapları en kısa zamanda çevrilir. Kitap oldukça ilginç bir konuya ve sürükleyici bir anlatıma sahip. Kitabı bu yılın şubat ayında okumuştum ama sanırım buraya okuduklarımı ekleme konusunda iyice tembelleştim. Bunun tek sorumlusu da Goodreads:) Malumunuz site çok kullanışlı, tüm kitaplar elinizin altında ve birkaç tıklamayla tüm bilgileri kaydedebiliyorsunuz. Bunun dışında seçtiğiniz yazarları takip etme ve onlarla iletişime geçme şansınız da var.
The Straw Men-Michael Marshall
Serinin ilk kitabı olan Korkuluklar'a dönecek olursak...  Romanda gerilim adına herşey var; seri katiller, aile sırları, cinayetler, tuhaf olaylar vs... Kahramanımız olan genç adam, anne ve babasının trafik kazasında öldüğünü haber alır ve cenaze işlemlerini halletmek için ailesinin yaşadığı şehre gelir. Ailesinin evinde geçirdiği ilk gün, babasının koltuğunun içine sıkıştırılmış bir not bulur. Nottaki "Biz ölmedik" yazısı genç adamı, anne ve babasına aslında ne olduğunu bulabilmek için yakın bir arkadaşının da desteğiyle olayın aslını araştırmaya iter. Araştırmaları onu gözünü kırpmadan cinayet işleyen çok tehlikeli ve gizli bir örgüte götürür.
Gerilim türünden hoşlanıyorsanız Korkuluklar iyi bir seçim olabilir. Kitapta birbirinden bağımsız gibi görünen farklı hikayeler var ve en sonunda yazarın ustalığıyla hepsi birbirine bağlanıyor. İlk sayfadan itibaren kendinizi sürekli neler olmuş olabileceğini tahmin etmeye çalışırken buluyorsunuz. Başta da belirttiğim gibi umarım bu yazara ait diğer kitaplar en kısa zamanda dilimize çevrilir de biz de seriyi tamamlarız:) Keyifli okumalar şimdiden, hoşçakalın!

12 Haziran 2017 Pazartesi

Martin Eden-Jack London

Jack London'la ilk tanışmam ilkokul yıllarında, "Ademden Önce" kitabıyla olmuştu. Kitabı çok sevmiştim ve hala hemen hemen tamamını net bir şekilde hatırlıyorum. Rüyamda yüksekten çok fazla düşmemin de hatırlamamda etkisi büyük elbette:)
İşte o günden sonra Jack London'ı bir daha okuma şansım olmadı nedense. Ta ki Martin Eden'e kadar.

Martin Eden-Jack London

Cahil, fakir ve kaba olmasına rağmen, fiziksel olarak güçlü, hemen her işi yapabilen, son derece zeki olmanın getirdiği avantajla her şeyi çabucak öğrenen bir yapıya sahip olan Martin Eden, bir gün üst sınıfa mensup, zengin, güzel ve üniversite öğrencisi olan Ruth'a aşık olur. Aralarındaki uçurum-her anlamda-oldukça derindir. Ancak Martin sevdiği kıza layık olabilmek için zorlu bir mücadeleye girişir. Çok basit görgü kurallarından kusursuz bir dil bilgisi ile konuşmaya, sofra adabından felsefi akımlara, fizikten, coğrafyaya, matematikten siyasete kadar her konuda söyleyecek bir sözünün olabilmesi için, günlerini gecelerini okumaya ve yazmaya adar. 

Martin'in bir şeyler öğrenmesi için sürekli araştırması, hiç durmadan okuması ve bunun için de çalışmayı bırakması gerekmektedir. O da gereğini yapar, işi bırakır. Çok zor şartlarda, yarı aç yarı tok ama her daim kitaplarla yaşamaya başlar. Bilgi elinin altındadır. Ancak okula gitmediğinden ve bir bilgiyi nasıl işleyebileceğine ilişkin hiç bir metot bilmediğinden, Martin önce öğrenmeyi öğrenir. Ve zamanla çevresinde üstün gördüğü kimselerin o kadar da üstün olmadığını, dahası Tanrıça diye sevdiği kadının da son derece sıradan olduğunu dehşet içinde fark eder. Olayları herkesten daha iyi ve daha derinden idrak etmesi Martin'in günden güne büyük bir mutsuzluğa ve hayal kırıklığına sürüklenmesine neden olur. Öğrenmeye olan aşırı takıntısı, iflah olmaz hırsı ve tutkusu yavaş yavaş söner. Başlarda dergilere gönderdiği ve yüzlerce kez reddedilen yazılarının tek bir cümlesi dahi değişmemişken, sonradan sonraya müthiş bir talep görmesi, yayın evlerinin Martin'in peşinde koşması, popularitesi arttıkça hayal bile edemediği paraların oluk oluk cebine akması, Martin hep aynı kalırken insanların birden bire bu denli değişmesi Martin'i tüketir. Artık yazılarının iyi olduğunu ispat etmesine gerek yoktur ama bu durumun mutluluğunu yaşayacak takati de kalmamıştır. Amacına ulaşmak Martin'in tüm yaşama sevincini söküp almıştır.

Jack London'ın hayatından da kesitler taşıyan Martin Eden, sıradan bir insanın azminin ve hayal kırıklığının onu hangi uçlara götürebileceğinin muazzam bir örneği. Evet, düşündüm de Martin Eden cidden uçlarda yaşayan bir karakter. Herkese, her yaştan okuyucuya şiddetle tavsiye ederim, okuyun, okutun...

25 Nisan 2017 Salı

Siyah Kar-Juliette Sobanet

Zamanda yolculuk, paralel evren, fringe gibi insan beyninde heyecanlı çağrışımlar yapan bir konunun işlendiği Siyah Kar, sürükleyici kurgusuyla beni çok memnun etti. Tek kötü yanı elinizden bırakamadığınız için kitabın hemen bitivermesi:)
Siyah Kar-Juliette Sobanet
Jillian ve İsla ikiz kız kardeşlerdir. Ancak geçmişlerinde yaşanan bir takım acı olaylardan dolayı 6 yıl önce kendi yollarını çizmişlerdir ve çok sık olmasa da görüşmeye devam etmektedirler. Gazetecilik yapan ve üst düzey bir bürokratın ipliğini pazara çıkarmak için uğraşan Jillian, kız kardeşi İsla'nın İsviçre'den Paris'e giden gece yarısı ekspresinden, yanında iki kızla birlikte kaçırıldığı haberini alır. Bu işi çözmek için  işe koyulan Jillian'ın yol arkadaşı ise, yıllar önce ayrılmak zorunda kaldığı ancak hala çok sevdiği dedektif Samuel'den başkası değildir.
Jillian ve Samuel, ilk iş olarak Doğu Ekspresi'ne binerler ve İsviçre'nin karla kaplı dağları arasında seyahat etmeye başlarlar. Ancak o anda çok sıra dışı bir şey olur ve bir anda tren ve içindeki herkesle birlikte 1937 yılına giderler. 1937 yılında yine İsla gibi bir genç kız, yanında iki kızla birlikte, yolculuk ettikleri gece yarısı ekspresinden kaçırılmış ve öldürülmüştür. Cinayetleri kimin işlemediği bulunamamıştır. Jillian ve Samuel'in günümüzdeki İsla'yı kurtarmalarının tek yolu, 1937 yılında gerçekleşen olayın üzerindeki sis perdesini kaldırmak ve kaçırılan kızları kurtarmaktan geçmektedir.
Çok etkileyici bir kitaptı. Soluksuz okunan, hızı hiç kesilmeyen ve son derece sürükleyici bir konusu vardı. Kesinlikle tavsiye ederim, keyifli okumalar!

24 Saat Açık Kitapçının Sırrı-Robin Sloan

Bir kitabın isminde "kitapçı" kelimesi geçiyorsa ya da kapak resminde kitaplık, kitapçı dükkanı gibi görseller kullanılmışsa, bende otomatikman "hiç düşünmeden alıp okumalıyım" hissi uyandırıyor. 24 Saat Açık Kitapçı'nın Sırrı da bunlardan biri ve diğerleri gibi bunu da çok sevdim:)
24 Saat Açık Kitapçının Sırrı
Kitabın sol taraftaki orijinal kapağı, karanlıkta fosforlu bir görünüm kazanıyor. Bence çok hoş ama ben bizdeki ve diğer ülkelerde yayınlanan farklı kapak tasarımlarını da sevdim. Bizdeki şu şekilde:
24 Saat Açık Kitapçının Sırrı
Kitabın konusuna gelirsek...Clayn kriz nedeniyle işsizdir ve iş arama çalışmaları sürerken Penumbra'nın 24 saat açık kitapçısında iş bulur. Kitapçı dükkanı, oldukça yüksek bir tavana sahip, göğe doğru uzanan raflara sahip ilginç bir yerdir. İşe kabul edilmesi fazla sürmez. Kitapçının sahibi Penumbra'nın Clayn'den sadece iki isteği vardır. İlki; dükkana gelen tüm müşterilerin hem fiziksel hem de ruhsal olarak durumlarının kayıt altına alınması- çünkü bu tuhaf dükkanın müşterileri de tuhaftır-, ikincisi ise arka bölümdeki kitaplara müşteriye vermek haricinde el sürmemektir.
Clayn'in vardiyası gece 12'den sabah 8'e kadar sürmektedir. Başlarda sessiz olan dükkan, gecenin bir yarısı büyük bir heyecan ve telaşla gelen ve sanki alacakları kitap tek kurtuluşlarıymış gibi davranan insanlar sayesinde hareketlenir. Bu telaşlı insanların istedikleri kitaplar, Bay Penumbra'nın incelemesini yasakladığı arka raflardaki kitaplardır. Başlarda bu duruma bir anlam veremeyen Clayn, merakına daha fazla direnemez ve bu gizemi çözmek için işe arka raflardaki kitapları inceleyerek başlar.
Bundan sonrası ise okuyucuyu Google'ın müthiş imkanlarından eski bir tarikata, şifrelerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitapta motto olarak kullanılan bir de güzel söz var: Festina Lente. Anlamı; yavaş yavaş acele et demek. Yani ne fırsatları kaçıracak kadar hızlı ne de fırsatları kaçıracak kadar yavaş ol da denilebilir. İnternette araştırırken "Tavşan aklına dur de, kamplumbağa aklını yücelt" gibi bir karşılık da buldum ki hemen hemen aynı anlama geliyor.
Baştan belirtmerliyim ki; kitap benim gibi fantastik konuları seven okurlar için hedefi 12'den vuran başarılı bir hikayeye sahip. Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü'nü hatırlattı bana. Aslında alakaları yok ama nedense okurken aklımın bir köşesinde hep o kitap vardı. Onu da çok sevdiğimi belirtmiştim.Kitapta anlatılanlar o kadar inandırıcı ki, neden olmasın deyip ister istemez araştırmaya başlıyorsunuz. Kurgu olması biraz hayal kırıklığı yaratsa da, bu hayal gücüne sahip bir yazarın sizi tekrar mutlu edecek bir kitap daha yazma ihtimali tekrar modunuzu yükseltiyor. Keyifli okumalar!

2 Şubat 2017 Perşembe

Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka

Uzun zamandır listemde olmasına rağmen ancak okuyabildiğim Milena'ya Mektuplar nihayet bitti. Kafka'nın Şato'su da kütüphanede beni bekliyor ama sanırım bir süre daha bekleyecek.
Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka

Kitap, adından da anlaşılacağı üzere Kafka'nın 2 yıl boyunca aşk yaşadığı Çek tercümanı Milena'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor. Milena'nın Kafka'ya yazdıkları kendi isteği doğrultusunda yakıldığından Kafka'nın mektuplarının bir kısmını "imagine it" mantığında okumak gerekiyor.
Kitap bu şekliyle okunduğunda okuyucuda Kafka'nın sanki platonik takıldığı, evli olan Milena'nın hem eşini hem de Kafka'yı aynı anda idare ettiği-ki gerçek bu- Kafka'yı çok da umursamadığı gibi bir izlenim yaratıyor. Ancak kitabın sonunda Milena'nın Kafka'nın yakın bir arkadaşına yazdığı mektuplardan anlaşılıyor ki Milena da Kafka'yı en az onun kadar sevmiş ve onun adına endişelenmiş. Kafka'yı neredeyse kanatsız, günahsız, gökten zembille inen bir melekten bahseder gibi anıyor. İşte tam da bu noktada, okuyucu ilk düşüncesinden derin bir pişmanlık duyuyor, keşke Milena'nın mektupları da olsaydı diyor... Yani ortada büyük bir aşk var evet ancak, bunu net olarak anlamak için kitabı bitirmeniz gerekiyor.
Milena'ya Mektuplar, benim ilk Kafka romanım ama okumaya yanlış kitaptan başladığımı düşünüyorum. Çünkü bugüne kadar kafamda çizdiğim heybetli Kafka resmi yerle bir oldu. Niye böyle bir resim çizdim ondan da emin değilim ancak kendi adıma aşık Kafka'dan önce yazar Kafka'yı tanımak daha isabetli bir tercih olurdu. Kafka'nın o çok korkak ve kırılgan yapısı, kararsız, sürekli fikir değiştiren, hiç bir şeyden tam anlamıyla emin olamayan karakteri beni yordu gerçekten.
Kitapta ilgimi çeken en önemli detay titiz posta servisi oldu. Telgrafların, mektupların çok acayip yöntemlerle günü gününe sahiplerine teslim edilmesi, herkesin mektupla haberleşmesi, öğlen tanışılan insana akşam mektup yazılması, randevulaşılması, bir saat sonra tekrar mektup yazıp "yok orada değil şurada şu saatte buluşalım" şeklinde mektuba whatsapp muamelesi yapılması benim açımdan son derece ilginçti. Ve hemen herkesin verem gibi akciğer hastalıklarından muzdarip olması. İnsanların hayatlarının bir dönemini sanatoryumda geçirmelerinin gayet normal karşılanması, kadın doğumcu ya da iyi bir bel fıtıkçı arar gibi incelikli sanatoryum araştırmaları yapılması ve iyileşmek adına yapılabilecek tek şeyin açık havada uzun yürüyüşler olması... 
Özetle; aslında çok naif ve derin bir sevginin oldukça vurucu sözlerle anlatıldığı güzel bir aşk hikayesi Milena'ya Mektuplar. Kitabı bugün okuyacak olsaydım, tüm mektupları arka arkaya okuyup bitirmeye çalışmak yerine yatağımın baş ucuna koyar ve her gün bir iki mektup okuyup kapağını kapatırdım. Böylece hem gerçek hayat ile romandaki mektupların alınma ve gönderilme zamanları arasında bir bağ kurmuş hem de sindirerek ve sıkılmadan kitabı tamamlamış olurdum. Kafka'nın bugün yazdığını bugün, yarın yazacağını yarın okurdum. Her neyse, siz belki bu şekilde okur ve benden çok daha fazla keyif alırsınız. Hoşçakalın! 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...